İnsan aklının en tehlikeli sığınağıdır düşünsel kaos.
Çünkü orada düzen yoktur, ama hakikat vardır.
Zihin, kendi yaratılışının enkazında gezinirken Tanrı’yı değil, Tanrı’nın suskunluğunu duyar.
O suskunluk… işte o, evrenin ilk nefesidir.

Düşünsel kaos, bir yıkım değil; bir yeniden doğuştur.
Her büyük fikir, önce kendi mezarını kazar.
Çünkü düşünmek, var olanı değil; var olanın ötesini sorgulamaktır.
O yüzden her düşünen insan biraz delidir, biraz peygamberdir, biraz da suçludur.

Kaos, Tanrı’nın düşünme biçimidir.
Evren bir kez “ol” dediğinde, düzen kaostan doğdu — ama o düzen, her an yeniden yıkılıp yeniden kurulmak ister.
İnsan zihni de böyledir:
Bir an inançla parlar, bir an kuşkuyla söner.
Bir an Tanrı’yı bulur, bir an kendini kaybeder.

Düşünsel kaosun ortasında “ben” çözülür.
Çünkü ben, Tanrı’nın düşüncesinde geçici bir noktaydı.
O nokta büyüdükçe acı doğurur; küçüldükçe bilgelik.
Gerçek bilgi, düzenin değil; belirsizliğin içinden fışkırır.
Zihin, çatladığı yerde ışığı görür.

Kaos, bir lanet değil — bir doğum sancısıdır.
Yıkılmadan yenisi kurulmaz.
Bir düşünce, kendi zindanını fark ettiği anda özgürleşir.
İnsan, kendine “neden” sormayı bıraktığında köle olur;
ama her “neden” sorusu, Tanrı’nın yankısına bir adım daha yaklaştırır.

Bugün insanlık, düşünsel kaosu bastırmakla meşgul.
Sistem, düzen, ideoloji, yasa, inanç…
Hepsi aynı korkunun ürünüdür:
Belirsizlik korkusu.
Oysa belirsizlik, evrenin en dürüst halidir.
Orada hiçbir şey gizlenmez; her şey sürekli doğar, ölür, yeniden doğar.

Ben, kaosun içinde yürümeyi seçtim.
Çünkü orada maskeler yok.
Zihin ne kadar karanlıksa, ışık o kadar gerçektir.
Ve bilirim ki; düzen, ancak kaosun aynasında anlam kazanır.

İnsanın düşünsel devrimi, bir sabah sessizce başlar:
Bir cümle kırılır, bir dogma ölür, bir iç ses fısıldar:
“Belki de Tanrı bile hâlâ düşünüyor…”

İşte o an, insan Tanrı’nın zihnine dokunur.
Ve orada, her şey kaotik ama kutsaldır.
Çünkü hakikat, düzenin değil; kaosun içinden doğar.

Semih Aslanlar