İnsan, doğduğunda tamamlanmış bir varlık değildir. O, doğanın avuçlarında duran bir ham taş gibidir. Serttir, şekilsizdir, potansiyelle doludur fakat henüz anlam kazanmamıştır. Onu bir heykel yapan şey doğum değil; yontulma sürecidir.

Ham taşın içinde bir form gizlidir. Bu form gözle görülmez; yalnızca sabır, irade ve bilinç tarafından ortaya çıkarılabilir. İşte insanın gerçek serüveni burada başlar. Çünkü insan, kendisini inşa eden tek varlıktır. Doğa onu var eder; fakat onu insan yapan şey kendi içindeki ustadır.

Ham taşı yontmak, kendini tanımaktır.

Kendini tanımak ise en zor yolculuktur.

İnsanın içinde korkular, arzular, zaaflar ve karanlık taraflar bulunur. Bunlar taşın pürüzleridir. Çoğu insan bu pürüzlerle yaşamayı seçer; çünkü yontulmak acı verir. Çekiç darbesi olmadan mermer heykel olmaz. Bu yüzden gelişim, konforun değil çatlamanın sonucudur.

Bir taş yontulurken parçalar kopar.

Bir insan olgunlaşırken de öyle.

İnsan bazen gururundan bir parça kırar.

Bazen cehaletinden.

Bazen de kendi kurduğu yalanlardan.

Her darbe, insanı biraz daha özüne yaklaştırır.

Ezoterik öğretilerde bu süreç “inisiyasyon” olarak anlatılır. Simyada kurşunun altına dönüşmesi gibi, insan da kendi hamlığını aşarak bilinçli bir varlığa dönüşür. Fakat bu dönüşüm dışarıdan verilmez; kimse başka birinin taşını yontamaz. Usta yalnızca yolu gösterir. Çekici tutacak olan yine insanın kendisidir.

Bu yüzden gerçek bilgelik, bilgi biriktirmek değildir.

Kendini arındırmaktır.

Ham taşın içindeki heykel aslında başından beri oradadır. Ustanın yaptığı şey heykeli yaratmak değil; fazlalıkları kaldırmaktır. İnsan için de durum aynıdır. Bilgelik, yeni bir şey eklemekten çok gereksiz olanı söküp atmaktır.

Kibir gider.

Korku gider.

Cehalet gider.

Geride kalan şey ise sade bir özdür.

Bu nedenle ham taşı yontmak, yalnızca kişisel gelişim değildir; aynı zamanda ahlaki bir arınmadır. İnsan kendini yonttukça daha adil olur, daha berrak düşünür ve dünyayı daha açık görür. Çünkü şekilsiz bir taş gölge üretir; fakat iyi yontulmuş bir heykel ışığı taşır.

Bugün insanlığın en büyük krizi de budur:

Çoğu insan ham taş olarak kalmak ister.

Kolay olan budur.

Sorumluluk almamak, kendini sorgulamamak, hatalarla yüzleşmemek…

Fakat unutulmaması gereken bir gerçek vardır:

Yontulmayan taş, heykel olmaz.

Heykel olmayan taş ise zamanla yol kenarındaki sıradan bir kaya haline gelir.

İnsan ya kendisini yontar

ya da zaman onu aşındırır.

Ve zamanın çekici, insanın kendi elindeki çekice göre çok daha acımasızdır.

Bu yüzden bilge insanlar kendilerini her gün biraz daha yontarlar. Bir düşünceyi sorgulayarak, bir hatayı kabul ederek, bir erdemi büyüterek… Çünkü bilirler ki insanın içindeki heykel ancak sabırla ortaya çıkar.

Sonunda geriye şu soru kalır:

Sen bir ham taş mısın,

yoksa içindeki heykeli ortaya çıkarmaya cesaret eden bir usta mı?

Semih Aslanlar