‘7 kişinin alınacağı işe 967 kişi başvurdu’ türü haberlere alıştık artık. Çünkü beterin beterini gördük.

İşte o beterin beteri; Gaziantep’in Şehitkamil Belediyesi 50 zabıta almak için duyuruya çıkıyor.

Yüreğimizi dağlayan konu başvurusu sayısı değil, aranan şartlar,

Şöyle ki; Mimar, elektrik mühendisi, çevre mühendisi, gıda mühendisi, makine mühendisi, inşaat mühendisi, jeoloji mühendisi, ziraat mühendisi, şehir ve bölge planlama mühendisi, peyzaj mimarı, veteriner, iktisat, işletme ve kamu yönetimi bölümlerinden lisans mezunu olmak…

Diyeceksiniz ‘ki ne var bunda, üniversite mezunlarımız ne iş olsa yaparım abi durumuna düşürülmedi mi?’

Haklısınız, benim canımı yakan bu söylemin ve bu serzenişin resmiyete dökülmesi…

Benim canımı yakan, mimar, mühendis, veteriner olarak yetiştirdiğimiz çocuklarımıza ancak ve ancak zabıta unvanına mahkum edilmesi…

7 yıl öğretmenlik, 21 yıl eğitim sendikası şube başkanlığı, 28 yıl çocuklarımız okusun diye kendini helak eden veli ve vatandaşları sürekli uyardım. Okumak bu değil, diploma bu değil, yarın çocuklarınız okumuş, diplomalı ama ‘işsiz’ kalacak, yani üniversite diplomalı işsizler ordusunun bir neferi olacak, yapmayın diye adeta yalvardım.

Bu trajediyi ortadan kaldırması gereken AKP iktidarı, yangına körükle giderek her ile, ilçeye üniversite açtı. Sonuç; Sadece bir örnek vereyim, öğretmenlik gibi kutsal bir meslekten hem de; Bugün, eğitim fakültesi bitirmiş, diplomasını kapmış ama atanamayan öğretmen sayısı 1 milyona dayandı ki gerisini siz hesap edin.

Şimdi o gençlerimizin bir kısmı kapitalist özel okul ve dershanelerde asgari ücrete yakın bir ücretle köle gibi çalıştırılıyor.

Kalan kısmı da kasiyer, market elemanı, motokurye, araba yıkayıcısı, seyyar satıcı olarak hayata tutunmaya çalışıyorlar.

Hiçbir mesleği basit görmüyor ve küçümsemiyorum. Hepsi birbirinden değerli ve elzem.

Derdim, üniversite diplomalı gençlerimizin bu tür işlere mecbur bırakılmasıdır.

Şimdi bakın, eskiden biz öğretmenler, ilkokul bitimi veliyi çağırır bu çocuk okuyacak, mutlaka okut veya bu çocuğu al sanayiye ver, usta olsun, gerekirse çoban olsun ama diplomalı işsiz olmasın derdik.

Sonra bu sınır zorunlu eğitimle birlikte ilköğretim bitimine yani ilk ve ortaokul bitimine sarktı. Artık çocuk 14-15 yaşına yani sanayiye versen ustasını dövecek çağa gelmişti.

Yine de ısrar ettik meslek öğrensinler en azından meslek liselerine verin diye…

Derken bir de zorunlu eğitim çağı liselere dayandı. Yaş sınırı 18’lere fırladı.

Dolayısıyla ‘bu kadar okudu eşek oğlu eşek varsın üniversite de okusun’ furyası başladı.

Ortam da hazırdı çünkü aman da ne kadar çok üniversite açtıklarıyla övünen iktidarımız, neredeyse köylere kadar üniversite açmıştı.

Haliyle puanlar düşmüş, okullar en dandik notlarla bile girilebilecek sayıya ulaşmış ama karşılığında eğitim kalitesi yerlerde sürünecek kadar düşmüştü.

Netice de iki ya da dört yıllık üniversiteler ite kaka bitirildi.

Sonuç; diplomalı işsizler ordusu ve artık sokağa çıkmaya utanan milyonlarca ev genci…

Ve çocuklarımız, bazı mesleklere mahkum olmamak için okuyan/okutulan çocuklarımız, bugün küçümsedikleri meslekleri bile arar hale geldiler.

Kasiyer olmamak için okuyan çocuğumuz bugün kasiyerliğe döndü.

Döndü ama haybeye okutulan lise, yüksekokul ve fakülte maceralarından sonra boş yere 7-8 yıl kaybettikten ve artık meslek öğrenme yetilerini bile yitirdikten sonra…

Nitekim şimdi bu çocuklara tut şu tornavidayı desen tutamaz, sök şunu desen sökemezler.

Taşımalı eğitim, lise, üniversite derken köyden koparılan yani şehir hayatının tadını alan gençler de artık köylerine dönemez, çift süremez, çobanlık yapamazlar.

Bu yanlış politikalar neticesinde bugün 6 milyon 500 bin genç ne eğitimde ne işte, yok hükmündeler. Yani 15-34 yaş grubunda olan 24 milyon 134 bin gencin yüzde 27’si yani 6 milyon 507 bininin ne olduğu belli değil…

İşsiz kayıtlarında yoklar, eğitim kayıtlarında yoklar

Bugün geniş tanımlı yani reel işsizlik oranı yüzde 32…

Bu yüzde 32’inin çok ama çok büyük bir kısmı diplomalı, ne iş olsa yaparım abi diyorlar ama hem beceremedikleri hem de bu kadar okuduktan sonra küçümsedikleri için bir işe girmiyor ya da giremiyorlar.

Nereden bakarsanız bakın, bu anlattıklarım toplumsal cinayettir.

Hayatları karartılan, heba edilen, katledilen bir neslin öyküsüdür bu…