CUMHURİYET kurulduktan sonra Misak-ı Milli sınırları dışında kalan Türklerin Anadolu’ya yerleştirilmesi yani mübadele büyük bir proje idi. Önce Osmanlı ile komşu ülkeler arasında başladı insan göçü ve değişimi sonra da Türkiye Cumhuriyeti ile bir süre devam etti...
Balkanlardan, Irak’tan, Suriye’den, Fas’tan, Cezayir’den, Tunus’tan, Mısır’dan, Kafkas ülkelerinden yeni Türk Yurdu’na gelen hiçbir göçmen bir daha geriye dönmeyi düşünmedi...
Bu toprakları yurt belledi...
Türkiye Cumhuriyeti ideallerine sahip çıktı...
Kurtuluş Savaşı’nı birlikte, sırt sırta veren bu milletin farklı etnik kökenleri tasada, kıvançta, kederde ve mutlulukta bir olan ülkü etrafında toplandı... Bu ülkü Türkiye Cumhuriyeti ve onun şanlı Ay-Yıldızlı bayrağı idi...
Zaten Cumhuriyetin Kurucusu Mustafa Kemal’in de, “Ne mutlu Türküm diye” vecizesi bu denli kapsayıcı ve kuşatıcı bir sözdür...
İçinde Türk’ü, Kürt’ü, Çerkez’i, Abaza’sı, Gürcü’sü, Süryani’si ve daha birçok etnik kökeni ile aslında Türk Milleti’nin unsurlarıydı.
Ayrımız, gayrımız yoktu bizim; bu Cumhuriyeti var eden tüm mücadele ve destanlarda hepimizin imzası vardı...
BİR AKIN BAŞLADI Kİ, SORMAYIN!
Aslında, Osmanlı’yı ve onun küllerinden doğan genç Türkiye Cumhuriyeti’ni bitirmeyi amaçlayan Siyonizm, hiç durmadı o tarihten itibaren... Parçalama ve bölme çabaları Cumhuriyet tarihinden çok daha eskilere dayanıyor...
Diyeceğim şu ki... Bu coğrafyayı yurt belleyen hiçbir kimse, bir gün geldiği topraklara dönmeyi aklının ucundan bile geçirmedi...
Fakat... 2000’li yılların başında sınırlarımızdaki mayınlı alanlar planlı olarak temizlenmeye başlayınca olanlar oldu... Irak’tan, İran’dan, Suriye’den, Afganistan’dan, Libya’dan, Tunus’tan, Cezayir’den, Ukrayna’dan, Rusya’dan, Özbekistan’dan, Türkmenistan’dan, Kerkük ve Musul’dan ve hatta kuzey doğumuzdaki Ermenistan’dan ülkemize doğru tam bir insan akını oluşmaya başladı...
Sanırsınız ki, Osmanlı’yı yok etmek için planlanan Haçlı Seferleri, bu defa genç Türkiye Cumhuriyeti için vizyona konmuş.
Ve ülkemizi zamanda tıpkı çekirge sürüsü gibi istila eden bu yabancılar, ülkelerinde savaş bitmesine rağmen, hiçbir zaman geri dönmeyi düşünmüyor!
BİZİMKİLER İSE TERS YÖNDE!
İşte Türk’ün yegâne yurdunu istila eden ve en azından 10 milyon civarında olan bu akın sonrası, ülkemizde bütün dengeler değişmeye başladı. Sanki 100 yıl önce yazılmış bir senaryo gereği bu ülkenin öz be öz evlatları çareyi yurt dışına çıkmakta buluyor, ülke nüfusu ve şehirlerimizdeki demografik yapılar yavaş yavaş yabancılar lehine dönüşmeye başlıyor!
Bu aslında, cumhuriyet için “ebed-müddet ya da sonsuza kadar” diye övündüğümüz ülkemiz için bu topraklar için çok tehlikeli bir durumdur...
Bu ülkenin okuyan, aydın gençliği çareyi yurt dışına çıkmakta bulurken, yaşam düzeyleri bizden çok daha gerilerde, pardon 1 asır geride olan ülkelerin kaçkın insanları ağır ağır ve birilerinin yazdığı senaryo gereği ülkemizi istila etmeyi sürdürüyor!
Aslında, “her aileye en az 3 çocuk” anlayışı yerine, öncelik ülkemizdeki bu başıbozuk yabancıların tez elden geldikleri yerlere gönderilmesi bir “milli politika” olmalıdır.
Şairler Sultanının Sakarya Türküsü adlı şiirinde ön gördüğü gibi,
“Ne garip imtihandır sırtındaki Sakarya!
Öz yurdunda garipsin, öz vatanında parya!” dizelerinde anlatmaya çalıştığı o korkunç yapılanma gerçekleşmeye başladı bile...
Acil önlem alınmazsa, geçmiş ola!
***********************
ANLAMLI SÖZ
“Dedem koynunda yattıkça benimsin ey güzel toprak, neler yapmış bu millet; en yakın tarihine bir sor bak...”