GEÇEN Ekim ayının 29’u, Cumhuriyetimizin 102. Kuruluş yıl dönümüydü; Türk Bayrağı’nın dalgalandığı her yerde coşku ile kutlandı.
Zira bundan tam 12 gün sonra bu defa Cumhuriyetin Kurucusu Gazi Mustafa Kemal’in 87. ölüm yıl dönümü idi; Anıtkabir başta olmak üzere, Dolmabahçe ve merasim alanları insan seli ile dolup taştı.
Cumhuriyet’le birlikte her alanda bir yenilenme, aydınlanma ve gelişme çağı başlamıştı. Osmanlı İmparatorluğu’nun son 3 asırda ıskaladığı bilimin açmış olduğu ağır tahribatın giderilmesi kolay olmadı.
Kadınların okuması, ilim görmesi, İmparatorluk ekonomisine katkı sunması, kalkınmada tuzu-biberi olması gibi eğitim ve ekonomi faaliyetleri sıfıra yakındı.
Cumhuriyet ile birlikte, erkeklerle aynı nüfusa sahip olan kadınlar seçme, seçilme, arzu ettiği bir alanda eğitim alma, çalışma ve ailesine ve ülkesine katkıda bulunma hakkına sahip oldu.
Cumhuriyet bir aydınlanma seferberliğidir, demiştik ya... Kuruluşundan sadece 5 yıl sonra harf inkılabı, yani alfabe değişikliği gerçekleştirildi.
Üç ay gibi kısa bir zamanda inkılâp gerçekleşti, 1 Kasım 1928'de, yeni Türk harflerinin kabulüne ilişkin kanun, Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından kabul edildi. Kanunun kabul edilmesinden sonra geniş halk kitlelerine okuma yazma öğretmek üzere "Millet Mektepleri" açıldı.
ÖLENE KADAR EĞİTİM!
57 yıllık yaşamında eğitime, okumaya çok büyük önem atfeden Gazi Mustafa Kemal, aslında “Latin alfabesi” olarak nitelendirilen yazı sistemiyle, asırlar öncesi yaşamış Türk devletlerinin kullandığı yazı işaretlerine ulaşmak istedi. Bu görüş benim değil, 2024 yılında 110 yaşında vefat eden Sümerolog Muazzez İlmiye Çığ’a aittir.
Atatürk’ün sıraladığı yeni alfabedeki şu anlama, şu öngörüye ve verdiği mesaja bakar mısınız?
O’dan sonra Ö
K’den sonra L
U’dan sonra Ü
L’den sonra M harfleri geliyor...
Bütün bu sıralama tesadüf olabilir mi? Yani bu sıralamayı yaparken diyor ki Atamız; “Beşikten mezara kadar ilim... Aklın ve ilimin ışığından ayrılmayın...”
Çünkü cehalet, yoksulluğu, yobazlığı, geri kalmışlığı ve tüm bunlara bağlı olarak esareti getirir. Kutsal dinimizin ilk emri de “Oku! Yaradan adına oku!” değil mi? Daha neyi tartışıyoruz?
HALK CAHİL BIRAKILDI ÖYLE Mİ?
Esasen Osmanlı İmparatorluğu’nda yeniliklere kapılarını çoktan kapatan tekkeler, zaviyeler ve tarikatların işine gelmiyordu ciddi bir eğitim sistemi ve kalkınma hamleleri...
Dünyanın en büyük imparatorluklarından biri olan Osmanlı’nın son 3 asırda ıskaladığı bilim ve eğitimin yerini alan tarikatlar, “Biz İmparatorluğun manevi gücüyüz” diyerek çocuklarını, tam 13 cephede savaş veren Osmanlı’nın ordusundan göndermiyordu.
Cumhuriyetin 29 Ekim 1923’te kurulma aşamasındaki nüfusu ise tamı tamına 13 milyon... Ve bu nüfusun okuma yazma oranı sadece yüzde 5-6 civarında... Ve okuryazar nüfusunun önemli bir kısmı ise Osmanlının tebaasında bulunan yabancılar...
Şimdi, Türkiye Cumhuriyeti yeni alfabeye geçerken acaba ne iye milleti tarihinden koparmış oldu? Tam tersine ülke genelinde başlatılan okuma yazma seferberliği, köy-kent projeleri ve kalkınma hamleleri ile 10 yıl gibi kısa bir zaman diliminde büyük işler başarıldı.
“Onuncu Yıl Marşı” acaba birilerini niçin rahatsız ediyor?
Yurdun dört bir yanında başlatılan sanayi hamleleri, uçak ve tank fabrikaları, tekstil faaliyetleri ve kısa sürede kurulan yüzlerce fabrika...
Türkiye Cumhuriyeti’nin yüz akı olan ve satmakla bitirilemeyen fabrikalara, devlet teşekküllerine ne diyeceksiniz?
“Harf inkılabı ile bilimi ıskaladık!” öyle mi?
O zaman sizler, her türlü tarikatçılığın vatan sevgisinin önüne geçtiği, ilmin, insan haklarının, eğitimin can çekiştiği, casusların cirit attığı, kapitülasyonların kemirdiği, sarayın çaresiz kaldığı o yıllara gidin ve özlediğiniz yaşam şekline kavuşun...
Daha size ne diyeyim?
**********************
ANLAMLI SÖZ
“Türk Milleti’nin karakterine ve adetlerine en uygun olan idare, Cumhuriyet idaresidir...”
MUSTAFA KEMAL ATATÜRK