Asgari ücret hayatın gerçeklerini yansıtmalı…
Bahanesiz, şartsız, amasız bir şekilde asgari ücretli ailesinin hayatını sürdürebileceği bir orana çıkarılmalı.
TÜRK-İŞ verilerine göre 4 kişilik bir ailenin sağlıklı, dengeli ve yeterli beslenebilmesi için gerekli aylık gıda tutarı yaklaşık 3 bin TL.
Diğer araştırmalarda aşağı yukarı aynı oranları ortaya koyuyor.
Bu orana konut, kira, elektrik, su, yakıt, ulaşım, eğitim, sağlık ve benzeri ihtiyaçlar dâhil edildiğinde toplam tutar 10 bin liraya çıkıyor.
13 milyon kişi ancak sadece ve sadece karnını doyurabilecek bir asgari ücretle geçinmek zorunda.
Kaldı ki bu 13 milyon sadece kayıtlı kişi sayısı ve diğer taraftan baktığınızda neredeyse ülke nüfusunun yarısı asgari ücret veya asgari ücretin altında bir ücretle geçinmek zorunda bırakılıyor.
Nasıl geçiniyorlar? Geçinemiyorlar ki…
Yine resme verilere göre; Ülkemizdeki 13 milyon 500 bin emekli giderek yoksullaşıyor.
ILO’nun 2021 yılı Eylül ayı verilerine göre Türkiye, dünyada emeklisi en yoksul olan ülkelerin arasında.
8 milyon emekli asgari ücretin altında, 2 milyon 600 bin BAĞ-KUR emeklisi ise bin liranın altında aylık alıyor.
Ülkemizde, primleri asgari ücret üzerinden yatırılan bir işçinin emekli maaşı ise 1.500 TL yani 95 euro. Almanya’da asgari ücret alan emekli ise 1.000 euro yani bizimkilerin 10 katı kadar emekli maaşı alıyor.
Ve haliyle 6 milyon emekli temel ihtiyaçlarını dahi karşılayamadığı için çalışmak zorunda kalıyor.
Bir kısım emekliler de dış destekle ayakta durmaya, pazarın sonunda çürük meyve ve sebzeleri toplayarak yaşamaya çalışıyor.
Bizi kıskanan Alman emekliler “cruise” gemilerinde tatil yaparken bizim emeklilerimiz aç kalmamak için ölene kadar çalışmak zorunda kalıyor.
Ve şurası da var ki, Avrupa’da asgari ücretle çalışanların oranı ortalama yüzde 4-5 iken bizde yüzde 60’ı buluyor. Yani asgari ücret bizde ortalama ücret hâline geldi.
İşte o asgari ücret gün be gün küçülüyor.
Bakıyorum da 2016’da 430 dolar iken şu anda 200 dolara tekabül ediyor.
Son beş yılda, asgarinin ücretinin cebinden aylık 230 dolar buharlaşmış. O 200 dolar ki bugün 2800 lira ediyor.
Bir zamanların köle işçiler statüsündeki Çinlilerin ücreti bile bugün 360dolar.
Bu asgari ücrette Avrupa’da da son sıradayız.
Bizi kıskanan Almanya’daki asgari ücretli 1.585 euro asgari ücret alırken bizdeki asgari ücretli 180 euro ancak alabiliyor. Neredeyse 10 katı…
Mevcut iktidarın sebebi hikmeti olan 57. Hükümetin son yılında yani 2002 yılında asgari ücretle 10 tane çeyrek altın alınırken, bugün bırakın altınla bile kıyaslayamıyoruz ki ancak 20 tane 32’lik tuvalet kâğıdı alınabiliyor.
Bunları niye yazıyorum?
2022 Bütçesi görüşülüyor da ondan…
Günlerdir takip ediyorum, izleyemediğimi tutanaklardan okuyorum.
Kesin olan bir şey var ki bu bütçenin halkta bir karşılığı ve vizyonu yok.
Bu bütçede açlık sınırında yaşayan milyonlarca insanımız yok.
Bütçe deyip geçmeyin, bu bütçeyle 1 milyar 750 milyon lira…
Ama dağıtım şekli itibariyle toplumun yığınla sorununu çözebilecek bir bütçe değil.
Muhalefet ısrarla soruyor; “Bir tane örnek verin bize, biz şu sorunu, bu harcayacağımız parayla çözeceğiz” deyin.
Diyemiyorlar. Çünkü bütçenin böyle bir amacı yok.
Kaldı ki bu bütçe hazırlanıp Meclis’e gelene kadar kur oynamaları artan borç ve artan maliyetler sebebiyle üçte bir kayba uğradı.
Gelene kadar eridi, yolda eridi…
Ve bu bütçenin bir dayanağı yok. Bu bütçe topluma güven de vermiyor, umut da vermiyor.
Toplumun yığınla sorununa karşılık gelemiyor.
Bu bütçede yoksullaşmaya çare yok.
Bu bütçede gelir dağılımının düzelmesine çare yok.
İşsizliğe, enflasyona çare yok.
EYT yok, 3600 ek gösterge yok, atanamayan öğretmenler yok, atanamayan sağlıkçılar yok. Dolayısıyla, bu bir yokluk bütçesi…
Bazı varları da var elbet, mesela Kamu-özel iş birliği projelerine tonlarca aktarılan para var, hem de dolar cinsinden tıkır tıkır…
Faz lobisine ödenecek borçlar ve faizleri var.
Kamu-özel iş birliği projelerinin müteahhitleri, yandaşlar için ayrılan korkunç kaynak da var.
İsraf var, şatafat var, saltanat var, yandaş müteahhitlere destek var, milyarlarca lira kazansanız dahi faiz gelirine muafiyet var.
İşin özü bu bütçede halk yok, bu bütçede hak yok, bu bütçede adalet yok…
Biz zaten yokuz!
ECEVİT KELEŞ; LAFONTEN’DEN MASALLAR DİNLİYORUZ SANKİ!
Gelir dağılımının sürekli bozulduğu, üretimin azaldığı, insanların sürekli yoksullaştığı, açlığa mahkûm edildiği bir dönemdeyiz.
Yeni adı “Tayyip’i üzmeyen istatistikler kurumu” olan TÜİK, yalanlarıyla işçiyi, memuru, emekliyi, asgari ücretliyi, çiftçiyi üzen bir kuruma dönüştü.

Kimse iktidarın yalanlarına ortak olarak halkımızı üzme yarışına girmesin. Ülke borç içinde, insanlar geçinemiyor, tencereler kaynamıyor, faturalar ödenmiyor. Sarayın sipariş ettiği enflasyon yüzde 21, oysa halkımızın gerçek enflasyonu çoktan yüzde 58 ama şahsım hükûmeti “Yok, şu kadar büyüdük; yok, bu kadar büyüdük; yok, şahlanıyoruz; yok, uçuyoruz.” La Fontaine’den masallar, masallar, masallar…
Bir de bu masallar yetmezmiş gibi, işine gelmeyen her ekonomik ve siyasi gelişmede “Yok, birileri düğmeye bastı; yok, dış güçler.” diyerek mağdur edebiyatı yapıyor.
Allah aşkına, bu düğmeye basanlar kim, bu dış güçler kim? Gelin araştıralım, bulalım, hesabını soralım diye önerge veriyoruz, ona da yanaşmıyorlar.
Gelin araştıralım; 2002 yılından beri çeşitli iç ve dış ittifaklarla bir olup cumhuriyet kazanımlarını yok etmek ve değiştirmek için düğmeye basanlar mı?
Aydınları ve muhalifleri sindirmek için yargıyı vesayet altına alan, mahkemelere hâkim ve savcı atayan, asılsız iddianamelerle birçok kişiyi mahkûm edenler mi?
Kim bunlar?
Bu dış güçler ve düğme masalları yatsıya kadar yanan mum misalidir ve ilk genel seçimlerde tamamen sönecek ve tarih sayfalarında yerini alacaktır.
İktidar her zaman yalanlara dayalı propaganda yapıyor, algı yönetiyor.
Bu ülkeyi tefecilere borçlandırdılar, bu ülkede ihaleleri dolarla yaparak zararı millete, kazancı çetelerine fatura ettiler. Asgari ücretlinin, emeklinin, işçinin cebinden parasını, sofrasından ekmeğini alarak insanları açlığa mahkûm ettiler. Bu ülkenin “kefen parası” denilen ihtiyat birikimlerini hiç ettiler sonra da Merkez Bankasındaki 128 milyar doları yandaşlarına aktardılar.
Bütün bunları dış güçler yaptıysa siz niye o koltuklarda oturuyorsunuz o zaman?
SELÇUK KILIÇASLAN; YIKIM BÜTÇESİ
Muhalefet partileri il başkanlarını aradım. Giriş yazısını aktardım ve görüşlerini aldım.
Bütçeyi nasıl buldunuz?
Asgari ücretten yüzde 20 vergi alan bu Hükûmet, milyarlarca lira faiz geliri olanlardan bir kuruş vergi almıyor; bu, böyle bir bütçe.
Dolayısıyla biz, bu bütçeyi bir yanıyla “yokluk bütçesi” öbür yanıyla da “yolsuzluk bütçesi” olarak nitelendiriyoruz. Bu bütçe, en sonunda geleceği noktada, bir yıkım bütçesi olacaktır.
Bakın, 2018’de bile kriz vardı biliyorsunuz; asgari ücret, şu anki asgari ücretten şu anda 100 dolar daha yukarıda.
100 dolar bugünkü kurla 1400 lira…
Asgari ücreti reel olarak yüzde 25 küçüldük.
TL’nin değer kaybındaki hıza baktığımızda asgari ücretin her üç ayda bir güncellenmesi gerekiyor. Döviz alamayanlardan alabilenlere büyük bir gelir transferi yaptılar malumunuz. İşte bu döviz gelirlerinden, faizden, ranttan vergi alınarak işsizlere ve asgari ücretlilere aktarsalar yeter.
Yandaşların kasasındaki milyarlar büyürken yoksul vatandaşın borçları, kredileri; elektrik, su, doğal gaz, iletişim, ulaşım, gıda faturaları artıyor.
Buna karşılık iktidar ise çözüm yerine saçmalıyor.

Genel Başkanımız Sayın Meral Akşener bu konuya son grup toplantısında değindi;
“Belli ki sayın Erdoğan’ın gözüne girmek ve Ak Parti siyasetinde yükselebilmek için saçmalama kabiliyeti önemli bir kriter taşıyor. Hâl böyle olunca da Ak Parti’nin vekilleri, parti yöneticileri birbirleriyle kıyasıya rekabet ediyorlar.
Mesela benzin istasyonlarında araç kuyrukları oluşuyor. Vatandaş zamdan önce deposunu doldurma derdine düşmüş. Ama empati yoksunu bir vekil çıkıp; ‘Araç kuyrukları zamdan dolayı değil, araç bolluğundan yaşanıyor.’ diyor.
Simit 3 buçuk lira olmuş. Artık yarım simit satışları başlamış. Ama milletimize beslediği engin sevgisiyle bildiğimiz bir Ak Parti yöneticisi; ‘Bizden önce dağlarda aç yaşayan insanlar vardı.’ diyor.
Mesela asgari ücretli anne babalar bebeklerine mama bile alamazken ayda 25 bin lira maaş alan tuzu kuru bir vekil çıkıp milletimize soğan ekmek edebiyatı yapıyor. Geçmediği yolun bile parasını millete ödetirken bir başka vekil çıkıp; ‘Cebinde parası olmayan eski yolu kullanır.’ diyor. Sayın Erdoğan vekillerinden geri kalmak istememiş olacak; ‘Afganistan ekonomisini ayağa kaldırmamız lazım.’ diyor.
Milletimiz ne yaşarsa yaşasın. Sarayın paralel evreninden görülmüyor, duyulmuyor, bilinmiyor.”
MEHMET ERDOĞAN; YÖNETİMSİZLİĞİN HUKUKSUZLUĞUN BÜTÇESİ
2022 Bütçesi, vatandaşımızın, iş dünyasının ve yatırımcıların ekonomi politikalarına olan güvenini artırarak makroekonomik istikrara katkıda bulunmaktan ve ülke kaynaklarını doğru ve ihtiyaç duyulan alanlara tahsis ederek ülke kalkınmasına, yoksulluğun giderilmesine ve gelirin dağılımının iyileştirilmesine katkıda bulunmaktan çok ama çok uzak…
Ve bütçe açık bir bütçe, açığı katlanarak arttıracak bir bütçe…
Sizin de ifade ettiğiniz gibi Meclis’e gelirken kayba uğrayan bir bütçe…
Sadece üçte bir ekşimekle kalmadı, dayandığı varsayımlar ve ortaya koyduğu hedefler bakımından da daha Meclise sevk edildiği gün hükümsüz hale geldi.
Büyüme oranıyla gerçeklerden kopuk, enflasyon varsayımı ise daha mürekkebi kurumadan geçersiz hale gelen bir bütçe…
Dolayısıyla bu bütçenin gelir, harcama ve açık tahminleri anlamını yitirdi.

Genel Başkanımızın da ifade ettiği gibi, Partili, taraflı cumhurbaşkanlığı sistemi ile bütçe neredeyse göstermelik bir mesele haline geldi.
Bütçenin Meclis'e Cumhurbaşkanı Yardımcısı tarafından sunulması, demokratik ilkelere uygun değildir. Halkın bütçesini, yani vergilerimizin nasıl harcanacağını, milletimiz tarafından seçilmeyen, atanmış bir kişinin sunması, halka hesap verme sorumluluğu olmayan bir kişinin sunması, demokrasinin temel ilkelerine aykırıdır.
Bu durum, taraflı cumhurbaşkanlığı yönetiminin çarpıklığının önemli göstergelerinden biridir.
2 senedir bu uygulamayı görüyoruz; ama alışmayacağız buna, her seferinde itirazımızı dillendireceğiz. Bütçenin iki önemli amacı vardır: Birincisi, ekonomi politikalarına duyulan güveni arttırarak makroekonomik istikrarı sağlamaya çalışmak. İkincisi ise, ülkenin kaynaklarını doğru ve ihtiyaç duyulan alanlara ayırarak, ülkenin kalkınmasına, yoksulluğun giderilmesine ve gelir dağılımının iyileştirilmesine katkıda bulunmak. 2022 bütçesinde bunların ikisi de yok. Bütçenin dayandığı varsayımlar, daha Meclis'e sunulmadan hükümsüz hale geldi.
Netice olarak bu bütçe hükümetin yönetim krizini bütün açıklığıyla itiraf ettiği tarihi bir metindir.
Yoksulluğu gidermeyen, gelirin dağılımını iyileştirmeyen, istihdam yaratmayan, araştırma ve geliştirme faaliyetlerine, eğitime yeterli kaynak ayırmayan bu bütçe ile ülkenin kalkınması mümkün değildir.
GÜNDEMİN KARİKATÜRÜ

ADAM HAKLI
“Bugün, Merkez Bankası’nın beklenti anketi sonuçları açıklandı. Bütün ekonomik göstergelerde çok ciddi bozulmalar olduğunu görüyoruz. Merkez Bankası’nın tavırları ve Sayın Cumhurbaşkanı başta olmak üzere kabine üyelerinin veya bakanların tavırlarından dolayı Türkiye’de enflasyon beklentileri son derece kötüleşmektedir, bu da anket sonuçlarına yansımıştır. Bugün açıklanan anket sonuçlarına göre; yıl sonu TÜFE beklentisi yüzde 23,85’e çıkmıştır. Bu, daha geçen ay yüzde 19,31 idi. Yani bir ülkede, yılın bitimine birkaç ay kala enflasyona ilişkin rakamlarda yaklaşık 4-5 puan civarında bir artış var. ‘Başka ülkelerde de enflasyon var’ deniliyor. Başka ülkelerin yıllık enflasyonu kadar bizim sadece aylık enflasyonumuzda sapma var. Hatta gelecek 12 aya ilişkin yine Merkez Bankası beklenti anketindeki TÜFE rakamı yüzde 21,30’dur. Yani TÜFE’nin TÜİK tarafından baskılandığını hepimiz biliyoruz. ÜFE rakamları yüzde 46’larda. Baskılanmış TÜİK rakamlarında bile çok ciddi bir artış olduğunu görmek gerekiyor. 24 ay sonrası için bile Türkiye’de piyasanın beklediği enflasyon yüzde 14,41’dir. Maalesef gelecek yılın başlarında Türkiye yüzde 30’ları görecek. Dünya’da böyle bir trend yok. Kısmi bir artış var, yüzde 2-3 puanlık artışlar var, ancak 24 ay sürecek bir enflasyon beklentisi değil. Üç beş ay sonra, ‘Enflasyon arttı’ denilen o ülkelerde enflasyonun çok hızlı bir şekilde aşağı geleceğine ilişkin beklenti varken Türkiye’de hala yüksek enflasyon trendinin devam edeceğine yönelik bir beklenti var.”
ERHAN USTA