“TBMM Genel Kurulu, Filistin’de yaşananlara dair genel görüşme yaptı.
Altı siyasi partinin imzasıyla ortak bildiri yayımladı.
Ortak bildiride, Filistin halkının “yeni ve emsali görülmemiş bir kuşatma” altında olduğu belirtilerek, İsrail’in ırkçılık ve ayrımcılık politikalarına son vermesi gerektiği vurgulandı.
TBMM, çözümün, “Başkenti Kudüs olan Filistin devletinin kurulması” olduğunu belirtti ve İsrail ile Filistin’i barış müzakereleri yapmaya davet etti.”
Ne güzel haber değil mi?
Türkiye’nin Filistin duyarlılığını göstermesi, tüm dünyaya Filistin’in yanında İsrail’in karşısında olduğumuzu göstermesi bakımından hem güzel hem önemli…
Ama şimdi sıkı durun. Yukarıdaki haber Ekim 2023 tarihli yani iki yıllık bir haber…
Eminim çoğunuz son toplantıyı aktardığımı sandınız ama öyle değil.
Bunu yapmaktaki amacım iki yıldır havanda su dövüldüğünü ortaya koymak.
İki yıldır ‘kınama’ dışında, ancak iç politikaya yönelik nutuklar atmak dışında yapılan hiçbir şey yok.
Ve buna karşılık İsrail ile ticaret tam gaz devam etti, akaryakıt ve enerji akışı bizim topraklarımız üzerinden kesintisiz sürdü. İsrail’e lojistik destek vermekle kalmadık, İsrail’in Kürecik üssü üzerinden güvenliğini bile sağladık, sağlıyoruz.
Dolayısıyla TBMM’de geçtiğimiz hafta gerçekleştirilen toplantının ve içeriğinin bence bir hükmü yok. Üzerinde durmaya da değmez.
Şundan eminim ki bu Türkiye, bu yönetim anlayışı ve bu kafa ile, bu bölgede, ABD ve İsrail’in hilafına tek bir adım atmaz, atamaz. Birbirimizi kandırmayalım.
Ortak bildiriye bakıyorum, bir tane somut adım bir tane yaptırım yok.
Her maddesi “Davet ediyoruz, şiddetle kınıyoruz, kınamaya çağırıyoruz, vurguluyoruz, telin ediyoruz, çağrıda bulunuyoruz, kayda geçiriyoruz” şeklinde biten cümleleriyle bu ortak bildiri vız gelir tırıs gider.
TBMM Ortak Bildirisi’nin 5’inci ve 9’uncu maddeleri önemli ve anlamlı; “Filistin topraklarında soykırım ve sömürge suçlarını işleyenlerin mahkemeler önünde hesap vermelerinin temin edilmesi çağrısında bulunuyoruz” ve “İsrail ile olan tüm askeri ve ticari ilişkileri sonlandırmaya, Filistin halkına yönelik uygulanan ambargoyu kırmaya yönelik acilen harekete geçmeye…” davet ediyoruz, denilmiş.
Bence bu iki çağrı da Türkiye hükümetine yapılmış bir çağrı.
Çünkü, Güney Afrika, İsrail'i Lahey'deki Adalet Divanında soykırımdan yargılatırken, Londra'daki Af Örgütü ile New York'taki İnsan Hakları İzleme Örgütü, İsrail'i savaş suçlarından Uluslararası Ceza Mahkemesinde sıkıştırırken, İsrail'in yeni Gazze saldırılarına karşı İngiltere, büyükelçisini çağırıp serbest ticaret görüşmelerini askıya alırken, Avrupa Birliği, tepki olarak İsrail'e tanıdığı ticari imtiyazları gözden geçirmeye karar verirken, İsrail ile tam gaz ticarete devam eden, İsrail’i kınama yarışmasında birinci ama iş ticarete gelince 5’inci olan bir ülkenin, başkalarına akıl vermeye hakkı yoktur.
Yazmıştım; “Trump, İsrail’i davalık eden Güney Afrika liderini fırçalamaya kalkınca ‘e tabi bizim size hediye edecek bir uçağımız olmadığı için’ cevabını aldı.
Biz de böyle bir erkek yönetici var mı? Ya da kaldı mı?”
Hatırlarsınız, yakın zamanda bir Bogota Bildirisi tartışması yaşandı.
Kolombiya’da Lahey Grubu ülkeleri Gazze için bir araya geldi. İsrail’e ağır yaptırımları içeren bir eylem planı hazırlandı. Planda İsrail’le ticaretin tamamen kesilmesi, Filistin topraklarında suç işleyenlerin bu ülkelerde yargılanması isteniyordu. 12 ülkenin imzaladığı bu plana, Türkiye imza atmadan ayrıldı.
Neden imza atılmadığını sorduğumuzda bizim yetkililer bize; ‘Eğer biz bu bildiriyi imzalasaydık, bizim Ege’deki tezlerimiz zarar görürdü. Biz bu belgeyi imzalamayarak Türkiye’nin Ege’deki tezlerinin arkasında durduk’ açıklaması yaptılar.
Açıklamayla yetinmeyip ülkenin muhalefetini Yunan tezlerini desteklemekle suçladılar.
Nihayetinde toplumsal baskı sonucu imzaladılar.
Mevzu İsrail olunca hep sormuşumdur; ‘Bu köpekler bu cüreti nereden alıyor’ diye…
Cevabını bildiğim bir soruydu aslında, maksat bilenlerin sayısını arttırmaktı.
Evet, İsrail bu cüreti öncelikle ABD ama sonra asıl acı tarafı sair İslam ülkelerinden alıyor. Biz de dahil…
Örnek çok ama en sonuncusundan yola çıkalım. Malumunuz, Trump Gazze’nin muhteşem bir yer olduğunu, orayı boşaltacağını, tatil köyü yapacağını, kumarhaneler açacağını söyledi.
Bizi yönetenlerden çıt çıkmazken, algıyı yönetmek yandaş basına kaldı. Aman da ne kadar dindar olanlar, bu çağrıya ‘cihat’ anlayışı ile yaklaşmak yerine ‘hicret’ güzellemeleri yaptılar.
E ben size daha ne anlatayım?