Atatürk’ü görmezden gelmek herkesten ve her şeyden önce varlıklarını Atatürk ve cumhuriyete borçlu olanlara, ya ağa marabası ya da saray uşağı olmaktan başka şansları yokken bugün siyasi parti başkanı unvanına kavuşanlara yakışmaz.

Bir de bizzat Atatürk tarafından kurulan Diyanet İşleri başkan ve personeline ama konumuz bugünlük siyasiler…

Malumunuz iki parti 30 Ağustos Başkomutanlık ve Zafer Bayram’ını kutlamadılar. Görmezden geldiler, yok farz ettiler.

Birisi PKK’nın, diğeri Hizbullah’ın TBMM’deki uzantısı olan iki parti…

Ahde vefadan vaz geçtim, aslında inkar ettikleri konumları, durumları yani kendileridir bu iki partinin de.

Bunu yaparken de saflarını belli ettikleri kesin.

Dolayısıyla bu arkadaşları, işgal kuvvetlerinin safına yerleştirmek yanlış olmaz.

Elbette ki konumları, durumları, mevkileri ve unvanları gibi aldıkları maaş bile tartışılabilir ama bu hükümetlerin sorunudur. Özellikle de bu iki parti ile ittifak dahi yapabilenlerin…

Ben siyasal ve sendikal hayatım boyunca bu tipleri eleştirmekle birlikte, saflarını açık açık belli ettikleri, ikiyüzlü davranmadıkları, kimileri gibi takiye yapmadıkları için kendilerine saygı da duymuşumdur.

Bunlardan ziyade düşmanlıklarını gizleyenlerledir kavgam…

Dolayısıyla bu iki partinin tavrından ziyade 30 Ağustos Zafer Bayramı’nı kerhen kutlayanlar, kerhen kutlamak zorunda kaldıklarında da Atatürk’ü devreden çıkarıp adını dahi anmayanlarladır asıl sorunum.

Mesela Yeniden Refah Partisi ve genel başkanları Fatih Erbakan zaferimizi kutladı ama yarım ağız ve eksik; “Şehitlerimizi ve gazilerimizi rahmet ve minnetle yâd ediyor, 30 Ağustos Zafer Bayramı'nı en içten dileklerimle kutluyorum” dedi.

İçinde Atatürk olmayan bir mesajla geçiştirdi.

Saadet Partisi genel başkanı Mahmut Arıkan da öyle; "Aziz milletimizin birlik ve beraberlik ruhuyla destan yazdığı 30 Ağustos Zafer Bayramı'nın yıl dönümünde bu mübarek topraklar için mücadele vermiş tüm şehit ve gazilerimizi rahmetle ve minnetle anıyoruz" demekle yetindi.

Bazı savaşlar vardır, komutanlarının ismiyle anılır. Mesela Birinci ve İkinci İnönü savaşları gibi…

Dolayısıyla bu savaşı anarken ve zaferi kutlarken İnönü’nün adını anmamak olmaz değil mi?

Olursa kasıt vardır, o komutana karşı içlerinde bir kin veya nefret vardır anlamı taşımaz mı?

Peki 30 Ağustos Zaferi’ni doğuran savaşın tam adı ne? Başkomutanlık Meydan Muharebesi…

Burada ki Başkomutan kim? Mustafa Kemal yani Atatürk…

Dolayısıyla anma ve kutlamalarda O’nun adını anmamak, O’nu görmezden gelmek neyin nesidir?

Hakkını yemeyelim kimisi de zorunlu hallerde Gazi Mustafa Kemal diyor ama gerisini getirmiyor, getiremiyorlar.

Gazi Mustafa Kemal diyor son kısmına gelince galiba boğazları düğümleniyor ya da dilleri lal oluyor da Atatürk diyemiyorlar.

Sebep?

Bence sebep merhum Başbuğum Alparslan Türkeş’in şu sözlerinde gizli; “Her kim ki Türk’e, Atatürk’e düşmandır, biliniz ki onlar Malazgirt’te İstanbul’un fethinde, Çanakkale’de, İstiklâl Harbinde mağlup ettiklerimizin Anadolu’da kalmış tohumlarıdır.”

Bunlar aynı zamanda ilk TBMM’de Atatürk’e muhalefet edenlerin tohumları ve torunları da olsa gerek, değil mi?

Siz zannediyor musunuz ki Atatürk sadece işgal kuvvetleriyle savaştı? Hayır.

Bir yanda düşman, bir yanda saray ve yardakçıları, bir yanda bunlara inanan toplum ve bir diğer yanda da TBMM çatısı altındaki uzantılarıyla mücadele etti.

Evet, bunlar ilk TBMM’de de vardı.

Mesela, bu arkadaşların, Büyük Taarruz öncesinde Atatürk’ün, başkomutanlık yetkisini elinden almaya çalıştıklarını biliyor musunuz?

Neyse ki Atatürk’ün ikna kabiliyeti devreye girdi de yaptığı bir konuşma ile Başkomutanlık Kanunu yeniden oylandı ve kanun 3. kez uzatıldı.

Genleri sebebiyle Atatürk’e düşman olanları anlarım, onların ki biyolojik düşmanlıktır.

Ama Atatürk’e ideolojik düşmanlıklara kafam basmaz.

Eğer bunu dini hassasiyetleri sebebiyle yapıyorlarsa yanlış yapıyorlar. Çünkü İlahi hiçbir din Atatürk’e düşmanlığa cevaz vermez.

Ya dininizi değiştirin ya da samimi dindarlar gibi Atatürk’e teşekkür, O’nu bu milletin lideri yapan Yüce Allah’a da ‘şükür’ etmeyi öğrenin artık…