Abhazların ataları, MÖ III. binyıl da Batı Kafkasya'da megalitik kültürün yaratıcıları olarak kabul edilir (megalitler - devasa taş bloklardan oluşan binalar). MÖ 1. binyılın başlangıcında metal bilimi konusunda uzmanlaştılar ve MÖ 8.-7. yüzyıllarda, demiri üretme ve işlemede dünyada bir ilk oldular.
Bronz ritüel hançeri, geç bronz çağı
©️ Abhaz Devlet Müzesi / Naala Ayüdzba
Bronz baltalar, geç bronz çağı
©️ Abhaz Devlet Müzesi / Naala Ayüdzba
Bronz balta, bronz parça, geç bronz çağı
©️ Abhaz Devlet Müzesi / Naala Ayüdzba
Abhazların ataları, dünyanın yapısı hakkındaki fikirlerini, kahramanlık efsanesi olan Nart mitolojisine yansıttılar. Dünya folklorunun en eski eseri olan Nart destanı, yalnızca insanlığın edebi mirası değil, aynı zamanda Abhaz halkının tarihini incelemek için de önemli bir kaynaktır. Matriarşi çağından sınıf ilişkilerinin kurulmasına kadar, halkın sosyal, ekonomik ve kültürel gelişiminin farklı dönemleri efsanelere yansıtılıyordu.
«Nart Efsanesi» için çizilmiş bir görsel, Levarsa Butba
©️ Naala Ayüdzba
Abhazya'da asla serflik yoktu ve toprak her zaman köylülere aitti. Ekilebilir yerler ailelerin özel mülküydü. Ormanlar ve çayırlar herkesin ortak alanıydı. Ortakçılık vardı ama toprak üzerinde feodal hâkimiyet yoktu. Orta Çağ döneminde ülkenin nüfusunun çoğunu «Anhayü» denilen toplum üyeleri oluşturuyordu. Aynı zamanda, eski ataletizm geleneğine bağlı olarak, soylu ya da asil ailelerin bebekleri gençlik çağına kadar yetiştirilmek üzere köylü ailelere verilir, böylelikle sütkardeş bağları ile yüksek ve alt sınıflar birleştirildi.
Abhazlar, antik çağlardan beri hayvancılık, çiftçilik, arıcılık yapmaktadır. Deri işleme, ahşap, çömlek ve dokuma işlemlerine hâkimdiler. Fakat herhangi bir ticari ödeme-para gibi şeylere sıcak bakmaz bu tarz şeylerin bir savaşçı için aşağılayıcı olduğunu düşündükleri için hiçbir şekilde tüccarlık yapmazlardı. Abhaz ekonomisi doğal bir yapıya sahipti.