Sokağın nabzı gece yarısı en karanlık anında atar; öyle bir karanlık ki, suçun teri bile asfalta düşecek yer bulamaz. Şehrin damarlarında dolaşan o görünmez kötülük, artık yalnız tenhalarda saklanmıyor; motorların çığlığında, kuryelerin aralarına karışmış maskeli fırsatçılarında kendine yeni bir sahne kuruyor. İki felaket…
Biri zehriyle gençliğin omurgasını kırıyor, diğeri trafikte insan canını kumar masasına koyuyor.
Uyuşturucu ticareti, bir milletin vicdanını en yavaş öldüren kanserdir. Tutunan kökleri, mahalle aralarında büyüyen o sinsi ağacın dalları gibi; kimse fark etmez büyürken, fakat gövde çürüdüğünde herkes suçluyu arar. Gençleri avlayan torbacılar, kendi bedenini kiraya vermiş birer kukladır aslında. Birkaç kuruşluk komisyon karşılığında yüzlerce hayatın ateşini harlayan o karanlık ellerin maşası… Bir toplumun geleceğini hedef alan en ucuz kurşunlar… Çekeni öldürür, satıcısını kirletir, izleyeni utandırır.
Bugün artık bu zehir, sokak köşelerinde fısıltıyla değil; motorların egzozunda, kuryelerin çantasında saklanıyor. Evet, çok çalışıp alın teriyle paket taşıyan onurlu motokuryeleri ayrı tutuyorum; onlar bu şehrin gerçek emekçileridir. Fakat aralarına saklanan o çürümüş azınlık…
İşte onlardan bahsediyorum.
Geceleri kırmızı ışık, onlar için yalnızca dekor.
Şerit, sadece öneri.
Kask, eritilmiş bir vicdanın üstünde taşıyacak yüzü olmayanların lüksü.
Trafikte adeta bir ölüm dansı… 120 km hızla aradan sıyrılanlar, kırmızıda geçenler, insanların hayatını “bir dakika erken teslim” uğruna hiçe sayanlar… Sonra bir gün bir haber düşer ekranlara:
“Motokurye çarptı, genç kız hayatını kaybetti…”
Ve kimse sormaz:
O motor, gerçekten sadece yemek mi taşıyordu?
İki tekerli tabutlara binenlere uyuşturucu testi gerekli...
Uyuşturucu ticaretinin yeni yüzü, görünmezlik maskesi gibi kullandığı kurye kimliğiyle dolaşıyor artık. Polis ekipleri sokak sokak mücadele ediyor; çünkü bu ihanet, şehir içinde hızla yer değiştiren bir gölge. Hedef belli değil, iz sürmek zamanla yarışı gerektiriyor. Ve her durdurulan çantadan yalnızca paket değil, çoğu zaman bir hayatın karanlık geleceği çıkıyor.
Bu ülke, sokaklarını kimsenin suç koridoruna dönüştürmesine izin verecek bir ülke değildir.
Bu millet, evladını zehirleyenlere sessiz kalacak bir millet değildir.
Motokurye terörü de, uyuşturucu ticareti de, aynı karanlığın iki kardeşi…
Birinin freni yok, diğerinin vicdanı.
Biri can alıyor, diğeri ruh.
Ve ikisinin ortasında ezilen yine halk.
Yine çocuklar.
Yine annelerin gözyaşı…
Bu yazı bir çağrıdır:
Sokağın karanlığını, devletin adalet ışığı aydınlatmalıdır.
Gölgelerin arkasına saklanan her torbacı kökünden sökülmeli; emekçi kuryelerin arasına kir düşüren her trafik magandası durdurulmalıdır.
Çünkü bir millet, sokaklarının güvenliği kadar özgürdür.
Gençliğinin temizliği kadar güçlüdür.
Ve bu ülke, ne zehre teslim olacak kadar zayıf, ne de birkaç magandanın tekerinde savrulacak kadar sahipsizdir.
Motokurye, modern şehrin atardamarıdır; taşıdığı yalnızca paket değil, zamanın kendisidir. Ancak bir damar zehir kaparsa, tüm beden felç olur. Bugün bazı motokuryelerin arka sokakların karanlığıyla, sentetik maddelerin puslu nefesiyle, hız ve uyuşturucunun ölümcül kesişiminde kaybolması; yalnızca trafik güvenliğinin değil, toplum vicdanının da çöküşüdür.
Bu yüzden motokuryelere düzenli uyuşturucu testi yapılması, bir meslek grubunu hedef almak değil; kamusal alanı korumanın, can güvenliğini teminat altına almanın ve emeğin onurunu kirletmeyenleri aklamanın zorunlu bir adımıdır.
Bir kurye, 10 dakikalık teslimat uğruna kırmızı ışığı yok saydığında, o fren mesafesini hesaplayan akıl temiz değilse; oradaki ihmal bir çocuğun hayatına, bir annenin yasına, bir babanın ömürlük ağıdına dönüşebilir. Direksiyon başında bilinci bulanık bir kurye, artık sadece kendi kaderini değil, rastgele seçilmiş masumları da bir rulet masasına oturtmuş demektir.
Ayrıca, temiz çalışan on binlerce emekçinin hakkını kirleten de yine bu zehir çeteleridir. Uyuşturucunun yaydığı gölge, tüm mesleğin üstüne çöker; yorgunluğu alın terinden değil, kimyasal dalgalardan sanan bir algı oluşturur. Düzenli test, bu kirli gölgeyi kesip atacak en net yöntemdir.
Devletin ve şirketlerin yapacağı test, bir ceza değil; bir ayıklama, bir arınma, bir güven protokolüdür. Her gün milyonların kapısına ulaşan motokuryelerin taşıdığı paketten önce sorumluluk bilinci teslim edilmelidir.
Çünkü şehir, direksiyonun başında ayık bir akıl ister.
Çünkü yollar, uyuşturucuyla yarışan bir hız değil, güvenli bir nefes ister.
Ve çünkü toplum, emekçisinin alnındaki teri, zehir tacirlerinin pisliğinden ayırmak zorundadır.
Uyuşturucu testi, bu ayrımın en temiz çizgisidir.
Ve bu çizgi çekilmezse, yarın kaybolacak olan yalnızca paketler değil; hayatlar, umutlar ve güven duygusudur.
Semih Aslanlar