Karanlık bir aklın gölgesi, toplumun damarlarına sinsice yayılırken ilk hedef her zaman aynıdır: insanın onurudur. Çünkü bilirler; bir insanın haysiyetini kırdığında, geriye sadece yönlendirilebilen bir gölge kalır. FETÖ’nün en kirli oyunu da tam olarak budur: itibarsızlaştırarak teslim almak.

Bu yapının yıllarca uyguladığı yöntem, kurşundan daha sessiz ama daha ölümcül bir silahtı. Bir insanı öldürmeden gömmek… Onu önce toplumun gözünde itibarsızlaştırmak, sonra yalnızlaştırmak, en sonunda ise kendi şeytani ağlarına mahkûm etmek. Ve bunu yaparken de “ahlak”, “din”, “hizmet” gibi kelimeleri kanlı birer kılıf gibi kullanmak…

FETÖ, hedef aldığı her kişiyi önce karalamakla işe başlar; ekranda süslü cümlelerle vaaz verirken, arka odalarda iftira dosyaları hazırlanırdı. Bir insanın hayatını karalamak için delile değil, bir kelebek kanadı kadar hafif bir dedikoduya ihtiyaç duyarlardı. Çünkü onların mahkemesinde vicdan yoktu; sadece itaat edilmesi gereken bir put, bir şeyh, bir sahte ilah vardı.

İtibarsızlaştırma politikaları, devletin damarlarına kadar işleyebilmiş olmalarının asıl sebebiydi. Kendi kadrolarına yer açmak için önce tertemiz insanları lekelemekten çekinmediler. Namuslu bürokratları “kripto” diye yaftaladılar, masum askerleri “mahrem” diye infaz ettiler, akademisyenleri “örgüt üyesi” diye hayatlarından kopardılar. Gerçek suçlular ise, karanlık dehlizlerde saklanıp gülen bir yüzle kumpas kurmaya devam etti.

Onların yapısı öyleydi ki; bir insanın hayatını çalmak, sıradan bir sabah kahvaltısı kadar doğaldı. Yalan, onlar için nefes gibiydi; iftira ise ibadet…

FETÖ’nün itibarsızlaştırma sistemi üç aşamalıdır:

1. Çamur atma:

Yalanı önce fısıltıyla yayarlar. Hedef kişinin çevresi huzursuz edilir, iş arkadaşları şüpheye düşürülür, ailesi tedirgin edilir. Toplum, kurbanı görmezden gelmeye başladığında ilk darbe vurulmuş olur.

2. Belgeli iftira üretme:

Gerçekmiş gibi görünen uydurma belgeler, gizli tanık masalları, montajlanmış konuşmalar… Her biri birer suç makinesi gibi çalışan bu çarkın ürünüdür. Yalanı belgeye dönüştürerek sistemin içine sızdırırlar.

3. Toplumsal linç:

Kurban artık savunmasızdır. Ona yapılan saldırı, “kamu yararı”na dönüşür. Böylece çete, kendi günahlarını toplumsal bir perdeyle gizler.

Bu yöntemle binlerce insanın hayatını cehenneme çevirdiler. Bir babanın evlatlarıyla arasına şüphe soktular, bir annenin onurunu lekelediler, bir gencin geleceğini gömdüler. İtibarlarını çaldıkları insanların ruhlarını da çaldılar.

Ama unuttukları bir gerçek vardı:

İftira, eninde sonunda sahibinin yüzüne patlayan bir lanettir.

Bugün o kirli düzenleri çöktü. O sahte ilahları kaçtı, maskeli kahramanları tutsak oldu. Fakat arkalarında bıraktıkları enkaz, hâlâ toplumun vicdanında yankılanıyor. Kripto yapılanmanın kirli dünyasında yaşayan bir halk duruyor...

İnsanlık düşmanı, merhametsiz, mahrem yapılanmanın insan masumiyetinde açtığı derin yara, hiçbir merhemle iyileşmiyor..

Bu örgüt, sadece devlete değil, insanlığın en kutsal değerine saldırdı:

İtibarın kutsallığına.

Ve biz, bu topraklarda yaşayan her insan olarak, onların kirli gölgesini unutmayacağız. Her satırda, her hikâyede, her acıda hatırlayacağız:

FETÖ’nün itibarsızlaştırma politikası, insanlık onuruna yapılmış bir suikasttir.

Bu suikastı yazmak da, unutmamak da, unutturmamak da bizim boynumuzun borcudur.