Tarım gündemini takip edenler çok iyi bilir. Bir ürünün alım fiyatı açıklanır. Üretici maliyetlerden yakınır. Ardından siyasiler, kurum temsilcileri ve çeşitli yetkililer peş peşe açıklama yapar. Cümle neredeyse hiç değişmez: "Üreticimizin yanındayız."
Peki nasıl?
Bu cümle artık o kadar sık kullanılıyor ki, anlamını büyük ölçüde yitirmiş durumda. Çünkü üreticinin beklentisi güzel sözler değil; çözümler.
Mazot pahalıysa, nasıl düşürülecek? Gübre maliyetleri üreticiyi zorluyorsa, hangi destek artırılacak? İşçilik giderleri katlandıysa, bunun yükünü hafifletecek hangi adım atılacak? Eğer fiyat yetersiz bulunuyorsa, çözüm için hangi girişim yapılacak?
"Yanındayız" demek, tek başına üreticinin cebine bir lira koymuyor.
Elbette her sorunun tek sorumlusu bir il başkanı, milletvekili ya da oda başkanı değildir. Küresel ekonomik gelişmeler, savaşlar, enerji maliyetleri ve enflasyon gibi etkenlerin tarımı doğrudan etkilediği bir gerçek. Ancak tam da bu nedenle, "yanındayız" ifadesinin içinin nasıl doldurulacağı daha da önem kazanıyor.
Eğer gerçekten üreticinin yanında olunacaksa, bunun yolu yalnızca basın açıklaması yapmak değil; Ankara'da girişimlerde bulunmak, destek paketleri için mücadele etmek, maliyetleri azaltacak politikaları gündeme taşımak ve atılan her adımı kamuoyuyla şeffaf şekilde paylaşmaktır.
Bugün çiftçi, hasat zamanı geldiğinde önce ürününü değil, borcunu hesaplıyor. Bankaya, gübreciye, mazot istasyonuna ve işçiye ne kadar ödeyeceğini düşünüyor. Böyle bir ortamda "yanındayız" sözü, karşılığını bulmadığında doğal olarak inandırıcılığını kaybediyor.
Belki de artık şu soruyu sormanın zamanı geldi:
Üreticinin yanında olmak, onun sorunlarını dile getirmek midir; yoksa o sorunları azaltacak somut adımlar atmak mı?