1 Ağustos’ta ekmeğe gelen zamla 20 lirayı görmüştük. Daha o şok atlatılmadan şimdi de kahvaltıların vazgeçilmezi simit aynı rakama dayandı. Sakarya Esnaf Odaları Birliği’nin aldığı kararla 100 gramlık simit 20 liradan satılmaya başlandı. Hatırlayın, Ekim 2024’te 12,5 liradan 15 liraya çıkmıştı. Aradan geçen sadece on ay… İkinci zamla simit artık çayın yanındaki dost olmaktan çıktı, adeta lüks oldu.
Eskiden öğrencinin cebindeki üç beş kuruşla aldığı simit, işçinin sabah işe giderken açlığını bastırdığı ekmek parçasıydı. Şimdi ise dört kişilik bir ailenin kahvaltısında sadece simite yüzlerce lira ödemesi gerekiyor. Bu tabloyu görüp de içi sızlamayan var mıdır?
Zamların gerekçesi hazır: un, susam, maya, elektrik, doğalgaz… Hepsi artmış. Ama artmayan tek şey vatandaşa düşen pay. Emeklinin maaşı, işçinin asgari ücreti, gencin harçlığı aynı hızla yükselmiyor. Sonuç: en ucuz diye bildiğimiz simit bile artık elimizden kayıyor.
Simit bu ülkede sadece bir yiyecek değil. Bir kültürdür, bir alışkanlıktır, bir semboldür. Çayla birlikte otobüs durağında, okul bahçesinde, iş yolunda soframızda olan bir sadelikti. Şimdi bakıyorum, “Simit alayım” dediğimizde bile iki kere düşünür hale geldik. Yarın belki de simit sadece turistlerin fotoğraf çektiği, “Eskiden böyleydi” diye anlattığımız bir nostaljiye dönüşecek.
İşte asıl mesele bu: simidin fiyatı değil, simidin elimizden alınması. Simit bile alınamıyorsa, bu hayatı nasıl sürdüreceğiz?