Kendine adam diyenin bile utandığı bir kelime.
Toplumun en çürük dişidir bu kelime, ağzındaki her sözü zehirle kaplar.
Bir annenin yüreğine gömülen kara taş, bir babanın alnına yazılmış utançtır.
Köşe başlarında, okul önlerinde, arka sokaklarda beklerler;
gözlerinde insanlık değil, yalnızca kâr vardır.
Bir insanın aklını, ruhunu, geleceğini “bir paket”e sığdırıp satmaya utanmazlar.
Kendi elleriyle bir gencin beynine kelepçe vurur, sonra “ekmek parası” derler.
Oysa kazandıkları her kuruş, bir annenin gözyaşında boğulur.
Bu ülkenin toprağı şehit kanıyla sulanmışken,
onlar bu topraklarda zehir eker.
Evlatlarımızın damarlarında, milletimizin namusunda, devletimizin geleceğinde oynarlar.
Onlar, uyuşturucuyu değil; milleti öldürürler.
Karanlıkla ticaret yapanların sonu aydınlık olamaz.
Birinin evladı çökerken “benim işim değil” diyen herkes, o çöküşe ortaktır.
Toplum, bu sessizliğin kurbanıdır.
Ama bilinsin ki, sessizliğin bittiği yerde adaletin sesi yankılanır.
Torbacıların yeri sokak değil, karanlıktır.
Vicdanı olmayanın nefesi bile kirletir havayı.
Zehir satarak yaşamak, insanca ölmekten beterdir.
Bu millet, bu şehir, bu gençlik — onların eline bırakılmayacak kadar değerlidir.
Ve unutma ey torbacı:
Bir gün o sattığın zehir, senin damarına adalet olarak döner.
Bir gün, o karanlık sokaklarda yalnız kalırsın —
çünkü şeytan bile seninle alışveriş yapmaz artık.
Sen, torbacı…
Yeryüzündeki en ucuz ihaneti en pahalı bedellerle satan mahlûk.
Bir annenin gözyaşını gramla ölçen, bir çocuğun beynini paketle pazarlayan utanmaz.
İnsan suretinde bir zehirsin sen — kanla değil, lanetle dolaşırsın damarlarında.
Bir şehrin kalbini çürütürken kahkaha atarsın.
Ama bilmezsin ki, her kahkahanın sonunda toprağın seni çağıran sesi vardır.
Senin ticaretin ölümle, müşterin ise mezar taşıyla sonuçlanır.
Her adımında bir gencin rüyasını, her satışında bir annenin duasını çalarsın.
Ama dualar susmaz, lanetler de ıskalamaz.
Uyuşturucu satmak, yalnızca bir suç değil —
ruh cinayetidir.
Toplumun damarına enjekte edilen bir yavaş intihardır.
Ve sen, o şırınganın ucundaki cellatsın.
Ama unutma: Her celladın da bir darağacı vardır.
Polis seni yakaladığında adaletin demiriyle değil,
milletin nefretinin ateşiyle yanarsın.
Sokak seni kustuğunda, kimse dönüp bakmaz ardına.
Çünkü herkes bilir: Senin dokunduğun her şey çürür.
Bir gencin “abi” diye seslendiği yalanını,
bir annenin “oğlum” diye ağladığı gerçeğe çevirdin.
Ve işte bu yüzden, sana hiçbir af, hiçbir merhamet düşmez.
Çünkü senin elinle toprağa giren çocukların kanı,
artık adaletin kalemine mürekkep olmuştur.
Şunu bil:
Sokakta seni durduran polis, yalnızca bir görevli değildir —
arkasında milletin nefesi, devletin öfkesi vardır.
Sakarya’da, İstanbul’da, Ankara’da; her şehirde bu lanetin kökü kazınacaktır.
Çünkü torbacının olduğu yerde ne özgürlük, ne umut kalır.
Ve son sözüm sana değil, sana benzeyenlere:
Uyuşturucudan zengin olacağını sanan her zavallı bilsin ki —
o paranın kokusu, toprağın altında da peşini bırakmaz.
Vicdansız kazanç, insanın kendi mezarını kendi eliyle kazmasıdır.
“Bir milletin damarına zehir enjekte eden,
önce kendi soyunu yok eder.”
“Her zehri tanırım, ama en tehlikelisi insana dönüşendir.”
Semih Aslanlar