Şehrin ikinci üniversitesi. Kuruluşu 2018 yılında yapılan, içerisinde geliştirdiği eğitim modelleriyle kısa sürede yüksek ilginin olduğu bir kurum Sakarya Uygulamalı Bilimler Üniversitesi.

Kurulduğu günden bu yana da hep kampüs yerleşkesiyle ilgili bir dizi adımlar atılmış ancak nihai bir sonuca ulaşılamamıştı. Bu hafta en somut ve belki de en önemli adım için imzalar atıldı.

Büyükşehir Belediye Başkanı Yusuf Alemdar’ın sosyal medyasında bir paylaşıma rastladım. Ardından Sakarya Valiliği’nin, üniversitenin sayfalarında ve milletvekillerinin paylaşımlarında kampüs için imzaların atıldığını okudum.

Bir genç olarak düşünüyorum bir üniversite kampüsü şehre ne katar?

Önce artılarından başlayacak olursak bu gelişme sadece 8 yıllık eğitim süreci boyunca Sakarya Üniversitesi’nin kampüsünü kullanan ve kendisine ait bir kampüsü olmayan SUBÜ için değil tüm şehir için büyük bir gelişme. Çünkü yıllardır beklenen bir üniversite yerleşkesi için imzaların atılması, aslında Sakarya’nın “eğitim şehri” kimliği için büyük bir adım atıldığını ifade ediyor. Çünkü üniversiteler yalnızca bir eğitim kurumu değil; aynı zamanda şehir için ekonomik, sosyal ve kültürel bir gelir kaynağı oluyor.

Yeni bir kampüs, her şeyden önce genç nüfusu arttırıyor. Genç demek; dinamik, üretken ve yenilik demek. Örnek olarak: kampüsün bulunduğu bölge kısa sürede bir çekim merkezine dönüşecektir. Tıpkı Sakarya Üniversitesi’nin, Serdivan’ı hem ekonomik hem de sosyal olarak tam bir merkez haline getirdiği gibi. Kafeler, restoranlar açılır, kitapçılar çoğalır, sosyal yaşam canlanır.

Ekonomik etkisi ise çoğu zaman en güçlü sonuçlardan biri olur. Yeni bir kampüs; konaklamadan ulaşıma, yeme-içmeden perakendeye kadar birçok sektörü doğrudan etkiler. Öğrenciler, akademisyenler ve çalışanlar sayesinde yerel esnafın yüzü güler. Bu da Sakarya ekonomisinin büyümesine katkı sağlar.

Ve bence en önemli nokta ise beyin göçünü tersine çevirebilmesidir. Sakarya’dan büyük şehirlere giden gençlerin bir kısmı, nitelikli eğitim imkanları sunan yeni kampüslerle kendi şehirlerinde kalmayı tercih edebilir. Hatta sadece Sakarya’dan değil, Türkiye’nin farklı şehirlerinden ve yurt dışından öğrenciler de gelir. Bu da şehrin kültürel çeşitliliğini artırır.

Elbette bu tür projelerde önemli olan sadece fiziki yapı ve konumu değil; kaliteli eğitim sunmasıdır. Kampüsün hangi bölümleri barındıracağı, ne kadar imkan sunacağı ve şehirle nasıl entegre olacağı belirleyici olacaktır.

Sonuç olarak; Sapanca Gölü kıyısında yükselecek bir kampüs, Sakarya için sadece yeni binalar anlamına gelmez. Şehrin; vizyonunu büyütecek, ekonomisini canlandıracak, sosyal hayatını zenginleştirecek ve bu dinamizmle buluşarak reklamı açısından da olumlu geri dönüşler getirecektir.