Ramazan ayının yaklaşmasıyla birlikte, hem şehrimizin sokaklarında hem de gönüllerimizde o tanıdık huzur yavaş yavaş hissedilmeye başlandı. Bir gazeteci olarak her yıl bu zamanlar aynı muhasebeyi yaparken buluyorum kendimi: Bu mübarek ayı sadece bir takvim yaprağı değişikliği olarak mı göreceğiz, yoksa gerçek bir arınma vesilesi mi kılacağız?
Sadece Soframızı Değil, Kalbimizi de Paylaşmak
Ramazan denince akla gelen ilk şey bereketli iftar sofraları olsa da, asıl mesele o sofranın etrafında oluşturduğumuz kardeşlik bağıdır. Komşusu açken tok yatmayan bir medeniyetin evlatları olarak, bu yıl özellikle ekonomik zorluklarla mücadele eden dostlarımızı, kapısı çalınmayan büyüklerimizi daha fazla hatırlamalıyız.
Gazetecilik mesleği gereği gün boyu koştururken, hayatın ne kadar hızlı aktığına şahit oluyorum. Ramazan, bu hıza bir mola verip "Nereye gidiyoruz?" diye sormak için en doğru zaman.
Gönül Köprüleri Kurma Vakti
İyiliğin, paylaşmanın ve hoşgörünün dozunu artırmamız gereken bir döneme giriyoruz. Sakarya’nın her bir köşesinde bu ruhun yaşatılması; kırgınlıkların yerini tebessüme, ayrışmanın yerini birliğe bırakması en büyük temennim.
Şimdiden hepimize huzurlu, bereketi bol ve maneviyatı yüksek bir Ramazan ayı diliyorum. Sofranız afiyetli, gönlünüz ferah olsun.