SATSO Meclisi her ayın son Çarşamba günü toplanır diye bilirim. Taraklı Gezisi izlenimleri o nedenle beklettim…

           Çünkü, geçen hafta Taraklı’daydım… SATSO’nun satın aldığı Taraklı Fenerli Konak’ta restorasyon bitmek üzereydi…

            Sakarya’nın bir doğa cennetinde, en özgün ve doğal köy yerleşimi, bir ‘Osmanlı Tablosu’ yaşama geçmek üzere… SATSO, Taraklı’da  çok da doğru bir süreçte kültürel yaşamımızdan nefis bir eser ortaya çıkardı…

           TARAKLI FENERLİ KONAK restorasyon bitmiş gibi. Taraklı Belediyesi de Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın maddi katkılarıyla çevre düzenleme işine hızla devam ediyor…

           SATSO’nun, Taraklı’daki Fenerli Konağı satın aldığı günden bu yana bu kaçıncı gidişim ben bile unuttum…Şimdi derdim, SATSO’nun O harika turizm projesi çok hak ettiği kalitede yaşama da geçsin isterim…

           Belediye Başkanı Tacettin Özkaraman ile daha arabamdan indiğim anda karşılaştım. Selamlaştık, ayaküstü anlattık…Ziyarete gidecek; küçük bir gezi için 1 saatlik rehber talebi de yapacaktım. Ama, yoğun bir gününe rastladım…

          Yıllardır Taraklı’nın sesi, sözcüsü gazeteci kardeşimiz İzzettin Kömürcü’nün kapısı, Taraklı söz konusu ise, her zaman herkese açıktır… Uğradım, kucaklaştık. İş yerini bile bıraktı, saatlerce Taraklı sokaklarında yürüdük…

            Taraklı halkı ile her sokakta söyleşmenin keyfini anlatamam…İzzettin,  halkın edebi, kültürü, hamuru ile doğmuş, yoğrulmuş; hiç çıkarsız, Has Taraklılı…

            Tabii, restorasyonu bitmiş, çevre düzenlemesi süren, Fenerli Konak’ın kapıları kapalıydı, içine giremedik…

            SATSO, bence o eseri kimsenin eline değil, İŞİN EHİLLERİNE teslim etmeli.   Fenerli Konak’tan, SATSO’nun maddi beklentisi olmaz; ama, işletme düzenini de kimseye bırakmamalı…

          Turizm Platformu, SATSO’ya, çok kaliteli İşletmeciler önerebilir…Turizm orada hayat bulana kadar, Taraklı Fenerli Konak’tan 4-5 yıl  maddi kazanım da beklenmeyebilir… Ama;

           O Konak; çok iyi ve özgün Osmanlı çizgileri ile tefriş olunur…O gelir ile yapı çok iyi korunabilir… İyi işletilerek, çok iyi tanınması sağlanır. ..Çevrede arka arkaya restorasyonu biten Hacı Atıflar Hanı ve Fahri Sayın’ın Konağı gibi harika konakların da katılması ile Taraklı’da eşsiz bir ‘Sakin Şehir’ ortaya çıkarsa SATSO’ya o yeter…

            Ki; Kültür ve Turizm Bakanlığı destekleri ile MARKA ve karşılıksız doğru Proje Teşviklerini, SATSO hepimizden iyi bilir… Gelecek; Sakarya’nın tablo gibi doğa köşelerinden geçerek ulaşılan Taraklı’nın..

  HAM ETMEK İÇİN UNUTTURULAN SERVETLER… 

           Donatım’dan gelip, demiryolu kenarını izleyerek TÜVASAŞ’ı geçip, sola döndüm. Maltepe Kavşağı’na doğru döndüm.

            Tepeye tırmanmadan, yolun batısındaki TÜVASAŞ atölyeleri ile Maltepe ve Çark Deresi üçgeni arasında kalan futbol sahası geldi aklıma…Bir çok kuşak futbol heyecanını orada çime-toprağa dökmüştür…

           Sakarya’ya ait olan mülk ve arazilerimiz yıllardır yağmaya kurban gider. Ne yağmalayana yar olur, ne de çocuklarımıza bırakılacak bir dünya kalır…

           Arabadan indim. Kaç kuşakta iz bırakan O futbol sahasını ve enkaza dönüşmek üzere olan soyunma odalarını acı duyarak seyrettim…O yamaçlardaki tribünlerde oturup maç seyrederdik; şimdi orada hüzünlü bir enkaz var…

          Ne İŞ’tir? Arkasında ne, kimler var? Eğer arkada hiçbir kötü niyet YOKSA!  O futbol sahası ve hazır tesisler, gençliğe 2 ayda yine neden ihya edilmez ki?

             800 bin Sakaryalı’ya ait, atıl bırakılan nice mülkü ve araziyi; yıllarca yazdım, gözlere soktum… Sandım ki, ülkeye ve Sakarya’ya; gelecek kuşakların yaşayacağı harika projeler yapılır…

            Sakarya Üniversitesi Kampusu dışında;.. gazetelerde yazdığım, hepsi de halka ait, tüm servetler sanki talana uğradı…Maltepe-Mithatpaşa arasında kalan O Futbol Sahası’nı yazarken, bugün o nedenle korkuyorum…

           Yazmadan nasıl durabilir insan? Fakat, O servetlerin başına üşüşen akbabalar geleceği paramparça edince de çıldırıyorum…

          Artık Adapazarı içinde gördüğüm, kamuya ait işlevi bitmiş arazi ve mülkleri yazarken böylesi korkularım çok… Karaağaçdibi’nde,  Mahmud’un Fırını arkasındaki dökülen okulu da yazdım; üstü bıyık, altı sakal olduruldu!..

           Sakarya’nın parayla pulla yaratılamaz, değişilemez muhteşem doğasında kurulmuş, DOĞANÇAY TREN İSTASYONU’nu defalarca yazdım…Ortaya çıkan tablo yaşadığım büyük hayal kırıklığı oldu…

           O Doğançay Serveti, yüz yıllın eseriydi…Doğançay, Sakarya Nehri kenarından yok edilmeye başlanmış…Doğançay giriş bile artık çok itici...

            Oysa; Doğançay, eşsiz ormanlarla çevrili muhteşem ve geniş bir vadi… 120 Yıllık demiryolu herkese kavuşmayı hatırlatan bir nostalji…Üstünü örten, Sakarya’nın başka hiçbir yerinde göremeyeceğiniz çınar ağaçları…

            O çınarlarla, TCDD’nin O harika istasyonunu ve lojmanlarını ayıran çirkin tel örgülerini kim öyle planladı?..Yetkim olsa 1 günde oraları, halkın kullanımına ve çok iyi işletilmeye açardım… Orada da YHT’nin zararları yaralarımı deşti…