Sakarya’nın siyasetinde zaman zaman sert rüzgârlar esse de, Serdivan Belediyesi Aralık Meclisi’nde yaşanan gerginlik bize bir kez daha şunu hatırlattı: Bu şehir, kavganın değil, ortak aklın şehri olmalı. Mecliste CHP’li Yıldıray Başlı ile AK Parti’li Adem Kıyak arasında yaşanan tartışma ve fiziki müdahale iddiaları, sadece iki isim arasındaki kişisel bir gerilim değil; ülkenin genel siyasal atmosferinden süzülen gerginliğin yereldeki bir yansıması.

Fakat burada durup düşünmemiz gerekiyor.

Aynı Masada Oturanların Aynı Şehri Paylaştığını Unutmamak

İmar, ulaşım, çevre, planlama… Tüm bu meseleler kavgayla değil, konuşmayla çözülür. Serdivan’da yaşanan olayda kim haklı kim haksız tartışmasına saplanıp kalmak, asıl sorunu büyütmekten başka bir işe yaramaz. Bugün mecliste birbirine bağıranlar da, dışarıda onları izleyen vatandaş da aynı sokaklardan geçiyor, aynı yağmurda yürüyüp aynı çarşıda ekmek alıyor.

Aynı şehirde nefes alan insanların birbirine bu kadar kolay öfkelenmesi, bize çözümün değil sorunun bir parçası olur.

Meclis toplantıları, toplum adına söz söylemenin en meşru, en demokratik alanlarıdır. Söz hakkının engellenmesi, masaya vurmak, öfkeyle üste yürümek… Bunların hiçbiri Sakarya'nın kültüründe karşılığı olan davranışlar değildir. Bu şehir, her zaman sakinliğiyle, nezaketiyle, tartışırken bile ölçüyü kaçırmayan yapısıyla övünür.

Siyasi İklim Sertleşiyor Ama Sakarya Sakin Kalmalı

CHP İl Başkanı Oğuzcan Curoğlu’nun yaptığı açıklamada vurguladığı üzere, Türkiye’de siyaset giderek sertleşiyor. Ferizli’de ilçe başkanının polise saldırması, Kocaeli’de yurttaşa kafa atan yönetici… Bu örnekler “tesadüf” değil; tansiyonu yüksek bir siyasi atmosferin sonuçları.

Ama burada kritik bir nokta var:

Bu gerilim Sakarya’yı teslim almak zorunda değil.

Siyasetin gerginliği, yerelin sağduyusuna sirayet ettiğinde işte o zaman kaybederiz. Kaybeden de sadece bir parti ya da isim olmaz; hepimiz oluruz. Çünkü kavganın olduğu yerde ne imar sorunu çözülür, ne çevre düzenlemesi yapılır, ne de geleceğe dair sağlıklı bir plan kurulabilir.

Birbirimizi Dinlemeden Bu Şehir Yönetilemez

Bugün mecliste söz isteyen bir üyeye “Konuşma!” demek ile yarın vatandaşa “Şikâyet etme!”, “Eleştirme!”, “Söz söyleme!” demek arasında ince bir çizgi vardır. O çizgi aşılırsa demokrasi zedelenir, toplumun nefesi kesilir.

Oysa yönetim dediğimiz şey, dinleme kültürünün en rafine halidir.

Bir şehir ancak şikâyeti olanı dinleyerek büyür. Kızanı, memnun olmayanı, söz vermeyen sistemi hatırlatanı, uyarıda bulunanı… Hepsini.

Sakarya’nın ihtiyacı olan tam da budur: Birbirini susturan değil, birbirini dinleyen bir siyaset.

Birleştirici Olan Güçlüdür

Bu yaşanan olaydan çıkarılacak en önemli ders bence şu:

Sertlik güç değildir.
Sakinlik güçtür.
Kendini kaybetmek değil, kendini tutmak güçtür.

Serdivan’ın, Sakarya’nın, Türkiye’nin gerçek ihtiyacı; öfkeyi siyaset dili olmaktan çıkarıp, yerine sağduyu ve çözüm üretme iradesini koymaktır. Bu şehir çok şey gördü; depremi gördü, seli gördü, kayıpları gördü… Bunca acıyı birlikte atlatmış bir şehrin meclisinde birbirine öfke yükselmesi, bize hiç yakışmaz.

Gelin, bu olayı bir kırılma noktası değil, bir uyarı işareti olarak görelim.

Siyasetçilerimizin görevi sadece yönetmek değil; topluma örnek olmaktır. O örnekliği yeniden inşa etmek ise hepimizin sorumluluğudur.

Serdivan’da, Sakarya’da ve Türkiye’de çözümün yolu bellidir:

Birbirini susturmak değil, anlamaya çalışmak…
Masaya vurmak değil, masaya çözüm koymak…
Kabadayılık değil, nezaket…

Bu şehir, kutuplaşmanın değil, ortak aklın şehridir. Ve öyle kalması için bugün her zamankinden daha fazla birleştirici dile ihtiyacımız var.