22 Mart Dünya Su Günü. Kağıt üzerinde kutlamalar, sosyal medyada süslü paylaşımlar ve "suyu tasarruflu kullanın" temalı klişeler havada uçuşacak. Ancak biz Sakaryalılar için bu günün anlamı, küresel bir slogandan çok daha fazlası; hemen yanı başımızdaki, can damarımız Sapanca Gölü’nün geleceği demek.

Sapanca Gölü sadece manzarasını izleyip kahvaltı yaptığımız bir dekor değil; milyonlarca insanın içme suyu kaynağı, bölgenin ekosistem kalbi ve iklim dengesidir. Fakat son yıllarda bu devasa mirasa pek de "mirasyedi" gibi davranıyoruz.

Tehlike Çanları Çalıyor mu?

Maalesef evet. İklim değişikliğinin yarattığı kuraklık bir yana, beşerî faktörler gölün yakasını bırakmıyor:

  • Aşırı Kullanım: Sanayinin ve artan nüfusun su talebi, gölün kendini yenileme hızını zorluyor.

  • Kirlilik Tehdidi: Çevresindeki yapılaşma ve tarımsal atıklar, su kalitesini sinsi bir biçimde düşürüyor.

  • Ekolojik Tahribat: Kıyılarımızdaki betonlaşma, gölün nefes almasını engelliyor.

"Su Gibi Aziz Olmak" Yetmez

Eskiler "Su gibi aziz ol" derlerdi. Ancak artık sadece suyun kıymetini bilmek yetmiyor; onu korumak için eyleme geçmek gerekiyor. Sapanca Gölü’nün çekilen her santimi, geleceğimizden eksilen bir parçadır. Bu göl kurursa, sadece bir su kaynağını değil, şehrimizin ruhunu ve çocuklarımızın yarınını kaybederiz.

Dünya Su Günü vesilesiyle kendimize şu soruyu sormalıyız: Sapanca bize bunca yıl hayat verdi, peki biz ona ne verdik?

Gölü korumak bir tercih değil, bu şehirde yaşayan her ferdin ve her yetkilinin boynunun borcudur. Unutmayalım ki; doğa biz olmadan da yaşar, ama biz doğa (ve su) olmadan bir hiçiz.