DÜNYADA 30 Ağustos “Arkadaşlık Günü” olarak kutlanıyor...
Arkadaşlık elbette çok önemli... İçinde hayat arkadaşı, dava arkadaşı, iş arkadaşı, okul arkadaşı, asker arkadaşı, yol arkadaşı ve facebook ya da internet arkadaşı diye farklı statülerde arkadaşlıklar var...
Arkadaş, sırdaştır...
Arkadaş, bölüşendir...
Arkadaş, sıkıştığında sana destek verendir...
Arkadaş, dosttur, yarendir, yoldaştır...
Ancak arkadaş kelimesi aslında çok eskiye dayanıyor; anlatayım...
Eskilerden, çok eskilerden; kılıcın, okun silah olarak kullanıldığı, özel yetiştirilmiş okçularla savaşın kaderinin değiştiği yıllardan...
Ne kadar dikkat etseniz de, sadece bir okluk ya da bir kılıç darbelik canınız var... Onu da çok iyi kullanmalısınız ki, ömrünüz uzun ve bereketli olsun...
Ya da ne bileyim, daha uzun yaşarsanız, Yaradan’a daha çok ibadet eder, memleketinize daha çok hizmet ve hayatta sevdiklerinize daha çok yoldaşlık yaparsınız...
Öyleyse, “iyi yaşa, mutlu yaşa, uzun yaşa ve sağlıklı yaşa” kelimelerini sıkça söylemenin bir anlamı bir maksadı olmalı...
GÖRDÜNÜZ MÜ ARKADAKİ TAŞI?
İşte böyle... Eski yıllarda ülkesi, milleti ve ailesi için savaşmak zorunda kalan yiğitlerin bir anlamda bir kaza okuna kurban gitmemek için sırtlarını dayadıkları yerdir “arkataş”!
Öyle ya... Sağınızı, solunuzu, önünüzü görebilirsiniz... Ama ya arkanızı?
İşte zamanın yiğitleri ve savaşçıları, arkadan gelecek tehlikelere karşı sağlama almak için sırtlarını bir kayaya verirmişler... Zaten arkanızı sağlama, yani bir kayaya ya ta taşa verdiğinizde, “Gerisi Allah kerim” dersiniz...
İşte bu savaşçıların arkalarını verdikleri taş, yani arka-taş, gel zaman git zaman “arkadaş” olmuş...
İşte, sizin de arka-taşlarınız ya da arkadaşlarınız kaya gibi arkanızda duruyorsa, hayattan korkmanıza, çekinmenize gerek yok demektir...
Arkadaş, yeri geldiğinde kardeşten de ötedir... Kardeşinle paylaşamadığınız birçok konuyu arkadaşınızla pekâlâ paylaşabilirsiniz...
O her zaman, aynı anne-babadan olmuş gibi her zaman yanınızda, her müşkül durumunuzda arkanızda bir kaya gibidir.
YARIM ASIRDIR UNUTMAMIŞ!
Geride kalan hafta içinde Akyazı’da günlük rutin yürüyüşümü yapıyordum. Karşıdan gelen bir zat, yanıma yaklaşınca durdu ve bana şöyle bir soru yöneltti;
“Sen Hüsamettin Acar değil misin?”
Şaşırdım ve sordum;
“Evet ama nerden tanışıyoruz?”
“Bak sen unutmuşsun ama ben unutmadım! Benim adım Ziyafettin Hikmet... Liseyi birlikte okuduk!”
Evet, ta 1975-76 mezunu liseden arka-taşım İzzettin’i tam yarım asır görmemiştim... Kafasında şapkası vardı, saçları dökülmüş, yanakları daha dolgunlaşmıştı; haliyle tanıyamadım... Ama o beni tanıdı...
Ayaküstü sohbetti; bir yabancı hanımla evlendiğini, Moldova’da yaşadığını öğrendim... Ama geride kalan yarım asra rağmen senli-benli konuştuk, samimi bir ortam oluşturduk...
Demek ki, arkadaşlığın bir süre sınırlaması da yokmuş... Samimiysen, geçmişte bir şeyleri paylaşmışsan hep arka-taş, pardon arkadaş kalabiliyorsun...
Sizleri, hiçbir karşılık beklemeden seven ve kollayan ve en zor zamanınızda yanınızda olan arkadaşınızın kıymetini bilin...
*********************
ANLAMLI SÖZ
“Gerçek arkadaşlar yıldızlar gibidir... Her zaman görünmezler; ama orada olduklarını bilirsiniz...”
MUHIKU