Sakaryalı da ve tabii ki Karasulu da şunu iyi bilir: Siyasi İktidarlar, ülke ve şehirleri yönetme gücünü yıllarca ellerinde tutamayacaklarını iyi bilirler.

        “ Kısa zamanda ne yaparsan o kar kalır yanına : -) “ ilkesi sanki siyasetin atasözü gibidir…Çok az istisna hariç, bu ilkeyi bozmuyoruz…

            Karasu Limanı;..Karasu Demiryolu;…Sakarya Nehri Ulaşım Projesi;.. gibi, hepimizin algılarını çağ ötesine taşıyan projelerle yıllarca otlatıldık ya!..

            Kuzeye, Karasu yollarına gitmeyi en sona bırakmıştım…Hendek, Geyve, Taraklı Doğançay; Sapanca, Yüzevler, Kurtköy, Esentepe, Akçay gezildi…

           Karasu, değeri yıllarca hak ettiği ölçüde verilmeyen bir hazine…Doğa; sadece denizi ve deniz ürünleriyle bile insanlarına sonsuz bereketler sunmuş.  

           Ama, biz Karasu’yu akıl almaz hor kullanmışız, hala da kullanıyoruz…

           Bakın: bir ‘erken seçim’ arifesindeyiz…Bir tek siyasi, ‘Karasu’ya Liman Yapıyoruz !..’ yalanını söylerse ben artık kusacağım…Hafta sonu, yılların yalanı o limandaydım…

           Geçen yıl da, 7 Haziran seçimi öncesinde de, ‘ihalesi yapıldı; müteahhit işe başlıyor!’ denmişti… Gitmiştim, kazma kürekli tek adam bile yoktu. Hafta sonu da oradaydım; tek bir insan yoktu…Masalı hala dillerdeydi…

         Büyükşehir, sahil yolu boyunca, denize nazır güzel bir park yapmış. Sahil Parkı, Karasu Eski Belediye Plajı’nın oralarda..Tamam, park tamamen taş, ama büyük, güzel ve değişik fonksiyonları olan Park Mobilyaları ile bezenmiş…

          Sahil Park’ın önünde, Kocaali yönünde 30-40-50 metre eninde kumsal. Her yerde denize giriliyor…Duşundan, çayevine kadar her ihtiyacı karşılayacak mekanlar var. Zaten yolun karşısı kilometrelerce çarşı…

             Denize girilecek ve deniz tatili yaşanacak yerleşimler, doğuya doğru 1-2 km giderseniz önünüze çok daha farklı fırsatlar sunuyor…

          Bizim gençliğimizin Şahane Karasu’su; tersane ve liman tarafında ancak bu kadar ihanete uğrayabilirdi : -(

         Yürüdük gittik, Su Basar Ormanı ACARLAR LONGOZU’na…Karasu’da, halkın doğa servetlerini kendi kullanımlarına sokmuş birileri sanki yıllardır saklamış. Ama;

           LONGOZ artık Türkiye’nin ve hepimizin serveti olma yolunda… Longoz ve ormanlar Devlet Arazisi…Kuş uçmaz kervan geçmez zamanlarda, birileri mısır ekmiş, fındıklık yapmış…Ama, bir tekinin tapusu yok…

            LONGOZ’u bugün dünya keşfetmiş… Biz 1 saat kadar kaldık; gelen gideni bitmiyor…Aman, işte şimdi Longoz ve çevresine sahip çıkma zamanı… Önüne gelen orada bir keseri bir testere ile mekan yapmasın…

            Karasu Belediyesi belli ki üstünde duruyor…Su kirli de olsa, duyarsız ve eğitimsiz halkımızın attığı poşetler, plastik şişeler bile olabildiğince toplanmış…

Yolun doğusuna yeni bir otopark yapılmış; poşetler, su şişeleri rezaletti…       

              Karasu Yoluna gidersem, 13 yılın AKP Milletvekillerini ve “ Sakarya Ülkenin Lojistik Üssü olacak!..” muhteremleri hangi muhteşem hizmetleri ile anarım : -)

            Hiç kuşkusuz, KARASU DEMİRYOLU : -) Yol boyunca kilometrelerce, BİR METRE RAY göreceğim diye boynum koptu!.. Sadece Türkbeylikkışla’nın zümrüt yeşili tarlaları içinde, Koca Taş Kaleler dikilmişti… Meğer onlar kale değil; demiryolu hattına yapılacak köprülerin betonlarıymış : -)

          Adapazarı çıkışı; Kömürlük’ten Karasu’ya kadar tarlalar bereket fışkırmış. Vahşi sermaye ortasına AKP Ankara Onaylı Çimento Fabrikası konduruyor.

 

  İZMİT-ADAPAZARI MİNİBÜSLERİ VE AYAKTA YOLCULUK  

 

      Arkadaş, “ İzmit-Adapazarı minibüsleri bu çöl sıcaklarında ayakta yolcu bile alıyor. Bir Allah kulu kontrol etmiyor…Yolcular da hiç ses edemiyor.” dedi.

       Ben de, İzmit’te Leyla Atakan Parkı önlerinde minibüs beklerken, polislerin 15 metre ötesinde yaşanan ürkütücü bir kavgayı hatırladım…      

          Olay neymiş; saatinde hareket edecek her minibüs, kimi ara duraklarda da belli dakika beklermiş…

          Durakta biraz bekleyen bir minibüse, arkadan süratle gelen, acı frenlerle duran ikinci minibüsten inenler öyle bir saldırdı ki; ötede ben bile panikledim…

       Tipler o denli ürkütücü ve yaşananlar da o kadar sıradan ki, polisler arkasını dönmüş… Biz, bu kavga çok can yakar diye ürkerken, içerdeki ayakta yolcular indirildi; arkadaki arabaya bindirildi…

          İşin en garip yanı da buydu; ikinci minibüste de çoğu ayaktaydı : -)

          Onlar, iki minibüste gidince, gariban bir durak değnekçisi çıktı ortaya. Bal gibi saklanmıştı… “ Kahya, şehrin ortasında bu nasıl bir şey böyle? Poliste karışmadı!..” diye sordum…

          Kahya,“ Abi, yıllardır bu böyle… Polis de çözüm bulamadı… Kooperatif yönetimlerine aranızda anlaşmaz, hepinizin bu derdini siz çözmezseniz; Biz adli bir vaka olmadan karışmayız…Bu çileyi kendiniz ya bitirin, ya da bitirin dedi!

            Adapazarı Treni de kalktıktan sonra, para çok, ama minibüs esnafı birbirini yiyecek!..” demişti…

            Evet; İzmit-Adapazarı Treni gece yarısı bile bu derdimizin ilacıydı… İzmit’ten bin Atatürk Bulvarı’nda in !..

           Sene 1972, İzmit Fuarı’nda Donatım adına görev yapıyorum. Gece işim bitiyor; trenden Adapazarı Müftülüğü önünde inip, evime Bakkallara doğru yürüyorum; o kadar...Sene 2015; hadi İzmit’ten gece yarısı evine dön bakalım?          

 

 

          Biz O Adapazarı-Haydarpaşa Treni’ni mumla arayacağız…Zaten ülke de o tren yolunu mumla arıyor…

          Derince Limanı’na dünyanın dört yanından gelen akıl almaz yükler trenle Türkiye’nin ve Asya ülkelerinin içlerine kadar vagonlarla gönderilirdi…Şimdi, hem D.100, hem de TEM ağzına kadar o tırlarla dolu…

          Acıdır ki; bu ülke halkı susuyor… Haydarpaşa-Pendik Banliyö Treni’nin kalkması bile tek başına bir ulaşım felaketidir… Ama, bu halk susuyor…

           En garibi, ülkenin ulaşım kahramanları Demiryolcular bile susuyor…

            Hadi, ŞİMDİLİK, hiç olmazsa ADARAY’ı İzmit’e kadar uzatın…Bunu dile getiren bir tek Siyasi Parti olabilir mi? Olmaz; Erken Seçim var… Halkı boş ver; ulaşım rantı bize oy vermez kaygısı ağır basar…

           Ayakta yola devam!..