Benden duymuş olmayın ama bilge lider Bahçeli’nin “Cumhurbaşkanının bir Alevî, bir de Kürt yardımcısı olsun” fikri, Sevr Anlaşması’nın145. maddesinden alıntı gibi.
Bana sorarsanız hiçbir Türk milliyetçisi ve Türk milliyetçilerinin siyasal organı MHP’nin hiçbir ferdi Sevr Anlaşması’nın tek bir harfini bile savunamaz. Çünkü bu ‘dava’ya ihanettir.
Ama başınızda tartışılamaz, sorgulanamaz ve ona sadakatin şeref addedildiği bir bilge lider varsa o başka tabi…
Şimdi Sevr Anlaşmasının 145 maddesine bakalım;
“Madde 145; “Tebaa-i Osmaniyenin kâffesi nazar-ı kanunda müsavi olacak ve ırk ve lisan veya din farkı gözedilmeksizin aynı hukuk-ı medeniye ve siyasiyeden istifade edeceklerdir. Din, itikat ve mezhep farkı tebaa-i Osmaniyeden hiçbirinin hukuk-ı medeniye ve siyasiyeden istifadesi ve hususile hidemat-ı ammeye kabulü ve memuriyetlere ve ihtiramata nailiyeti ve muhtelif mesalik ve sanayiin icrası hususlarına sekte iras etmeyecektir. Hükûmet-i Osmaniye işbu muahedenin mevki-i meriyete vaz'ından iki sene sonra ırkî ekaliyetlerin temsil-i nisbisi esasına müsteniden usul-i intihabın tertip ve tanzimi hakkında düvel-i müttefikaya bir proje ita edecektir.”
Baktınız ama anlayamadınız değil mi? Haklısınız ben de kelime kelime günümüz Türkçesine uyarlamak ve anlamak için epey uğraştım.
Mealen şunu diyor; Osmanlı tebaasının tamamı kanun nazarında eşit olacak, ırk ve lisan veya din farkı gözetilmeksizin aynı medeni hukuktan ve siyasetten istifade edecekler.
Osmanlı Hükümeti işbu antlaşmanın yürürlüğe girmesinden başlayarak iki yıllık bir sürede Müttefik Devletlere soy azınlıklarının orantılı temsili ilkesine dayalı bir seçim sistemi düzenlenmesi tasarı sunacak.
Yani, etnik köken, din ve mezhebe göre ayrışma ve unsurların orantılı temsilini esas alan seçim sistemi, isteniyor.
Osmanlı etnik köken, din ve mezheplere göre bölünsün, ona göre yönetilsin, isteniyor.
Sevr Anlaşmasından daha önce, benzeri değişiklikler yapılmıştı aslında.
23 Aralık 1876 tarihli anayasaya (Kânûn-ı Esâsî) ile göre Meclis-i Mebûsan (temsili meclis) kurulmuş, meşrutiyetler ilan edilmişti.
Batılılaşma hareketleri ve reformlar başlatılmıştı.
Nitekim Osmanlı sevicilere sorarsanız, Osmanlı tam da bu sebeple batmıştı.
Bugün, burada, Trajikomik olan ‘Osmanlı bu yüzden battı’ diyen Siyasal İslamcı ve katıksız Osmanlı sevdalılarının günümüze kadar yansıyan Sevr hayranlığı ve Lozan düşmanlığıdır.
Osmanlı’nın yıkılış sebepleri arasında saydıklarını devri iktidarlarında birer birer uygulamaya kalkmalarıdır.
Ve yine trajikomik olan Ülkücülerin ve Türk milliyetçilerinin de bu siyasal İslamcı ve Osmanlı sevdalısı koroya dahil olup Sevr modeli önermeleridir.
Dolayısıyla, Siyasal İslamcılarla işim olmaz ama ömrümü verdiğim hareketin bana yaşattığı şaşkınlığı ve hayal kırıklığını, öyle ‘lidere sadakat şerefimizdir’ falan sözleriyle gideremezsiniz.
Neyse, biliyor musunuz Emperyalizmin bu talebi Lozan’da da gündeme geldi.
Tarihçi Sinan Meydan’ın ifadesiyle; “Yeni Türkiye'yi; ‘soy azınlıkları’ diyerek Türk olanlar olmayanlar, ‘dil azınlıkları’ diyerek Türkçe bilenler ve bilmeyenler, ‘din azınlıkları’ diyerek de Müslüman olup olmayanlar diye üçe bölmeye çalıştılar.”
Türk Heyeti, bu sınıflandırmayı reddetti ve bu ‘bölücü projeye’ karşı sadece Müslüman olmayanlar ‘azınlık’ kabul edildi.
Lozan'da, Sevr'in 145/3 maddesindeki "soy azınlıklarının orantılı temsili ilkesine dayalı bir seçim sistemini" talebi de reddedildi.
Lozan'da Müttefik Devletlerin, ‘Türkiye bir din devleti olduğuna, Müslümanlar şeriat hukukuna tabi olduğuna göre, Müslüman olmayanlar da eskiden olduğu gibi kişi hukuku ve aile hukukunda kendi dinsel hukuklarına (kilise hukuklarına) bağlı olmaya devam etsinler’ tezi yani çok hukukluluğu dayatmaları da reddedildi. Nitekim Emperyalistlerin şeriatı ve hilafeti kaldırmamızdan rahatsızlık duymalarının sebebi de buydu. Yani Atatürk’ün laiklik hamlesi, onların heveslerini kursaklarında bırakmıştı.
Uzatmayayım; İktidar ortaklarının bu ve benzer söylemlerinin, ABD-İsrail talepleriyle uyumlu olmasını ‘tesadüf veya tevafuk’ ile açıklamak ve öyle ‘lidere sadakat şerefimizdir, Reis varsa beis yok’ gibi söylemlerle halkı ikna etmek pek mümkün görünmüyor.
Şu soruyla bitireyim; ABD’nin Ankara Büyükelçisi diyor ki: “İsrail, bölgesindeki ulus devletleri sevmez.” Peki, biz de kimler sevmez?
Ve niçin sevmezler?