Yağmurun taze taze silip süpürdüğü bulvar… Fotoğrafa baktığınızda hissedilen ilk şey tam da bu: Şehrin kalbinde, vakur bir sakinlik. 1970’lerin Adapazarı, henüz kalabalığın, keşmekeşin, gürültülü trafikli günlerin uzağında; yalın, ölçülü, derli toplu bir şehir görüntüsü veriyor.
Bu kare yalnızca bir şehir manzarası değildir; kaybolmaya yüz tutmuş bir ruhun belge niteliğindeki hatırasıdır.
Bulvarın iki yanına dizilmiş yeşil adalar, ortasından usulca yürüyen insanlar, modernleşmenin acele etmediği, hayatın koşmadığı bir dönemin izlerini taşır. Şehrin mimarisi henüz yüksek binaların baskısı altına girmemiştir; gökyüzü geniş, nefes almak kolaydır. Zemin taşlarının yağmurla parlayan yüzeyi, sanki az önce üzerinden geçen zamanı yansıtır gibi…
O yıllarda bulvar, sadece yolların kesişim noktası değil; şehrin insanlarının birbiriyle karşılaştığı, selamlaştığı, gündeliğini paylaştığı bir toplumsal alanın tam merkezidir. Bugün alışveriş merkezlerinin doldurduğu sosyalleşme ihtiyacını, o dönem tek başına bu cadde karşılar. Bir köşeden simitçi geçer, diğer tarafta bir gazeteci tezgâhının başında sabahın heyecanını taşır.
Ve elbette fotoğrafta dalgalanan Sakaryaspor bayrakları, genç bir kulübün şehrin ruhunu nasıl ele geçirmeye başladığının da sessiz bir işaretidir. Taraftar ruhunun bu kadar kök salması, şehrin ortak sevincini ve öfkesini tek bir sahaya yükleyebilmesi, işte bu dönemlerin mirasıdır.
Bugün bulvardan her geçtiğimizde, trafikle yarışıyor, kalabalığın içinde akıp gidiyoruz. Ama bu fotoğraf bize başka bir şeyi hatırlatıyor:
Adapazarı bir zamanlar daha yavaş nefes alan, insanı koşuya değil sohbete davet eden bir şehirdi.
Belki de bazen durup şöyle bir düşünmek gerekiyor…
Kaybolan şey kalabalık arasında yitip giden bir cadde değil; şehrin hissiyatı, ritmi, nefes alışıdır.
1970'lerin Adapazarı bize şunu fısıldıyor:
“Şehir sadece betonla değil, hatırayla kurulur.”