ALMANYA’DA ortaya çıkan Diktatör Hitler, İkinci Dünya Savaşı yıllarında büyük kıyımlar yaptı ve 60 milyona yakın insanın ölümüne sebep oldu.

O Almanya ki, ekonomisi ve adaleti sıfırı tüketmişken, bugün dünya ekonomisinde ve insan haklarında çok önemli bir konumda… Bugün bir Alman vatandaşı hem varlık içinde yaşıyor hem de yaşamını hukukun ve adaletin kendisine sunduğu özgür ortamlarda yaşamını mutlu bir şekilde sürdürüyor.

Alman tarihinde Adolf Hitler bir tehlikeli parantezdi; geldi, kavurdu ve geçti. Sonu intiharla noktalandı…

Fakat aynı Almanya’nın tarihinde, adaletin ve hukukun asırlar öncesinde bile dünya tarihine geçen güzellikleri vardı…

3 ASIR ÖNCESİNİN ADALETİ

Bundan tam 275 yıl önce 1750 yılında Almanya’yı Kral Frederik yönetmektedir. Kral, Berlin’in uzaklarında bulunan Postdam kentinden geçerken çok güzel manzaralı bir yer görür ve etrafındakilerine burada kendisine bir saray yapılmasını emreder.

Kralın yaverleri hemen o bölgeye gider ve ilgili çalışmaları başlatır. Ancak bir sorun vardır… Kralın beğendiği bu manzaralı arsanın hemen bitişiğinde yaşlı bir adam bir değirmen işletmektedir. İnşa edilecek saray için de o değirmenin oradan kaldırılması gerekmektedir. Bu amaçla yaşlı adamın yanına varır kralın adamaları ve durumu anlatırlar. Yaşlı adama büyük paralar teklif ederler fakat ikna edemezler;

“Benim tek meşgalem ve ekmek kaynağım bu değirmendir. Bunu satarsam yaşayamam!”

Kralın yakınları, yaşlı adamı tehdit ederek çıkışır bu defa;

“Yahu sen deli misin, neyine güveniyorsun? Kral isterse senin elinden bu malı alır, seni de başka yerlere sürer! Korkmuyor musun?”

Yaşlı adamın verdiği cevap, daha sonra hukuk literatüründe çok önemli bir yer alır ve kuşaklara ışık tutar;

“Neden korkacakmışım? Berlin’de hâkimler var!”

Durum Kral İkinci Frederik’e bildirilir… Kral düşünür ve mahkemeye gidilmesi sonrası hâkimlerin kendisini haksız bulacaklarını düşündüğü için, ihtiyar değirmenciye dokunmaz. Ve akabinde Alman kralının istediği saray, değirmenin hemen yanı başında yükselir.

O HÂKİMLERE NE OLDU?

Mahkemelerimizin arka duvarında “Adalet Mülkün Temelidir” yazısı nerede ise gözümüze batacak kadar belirgindir. Lâkin tüm vatandaşlarını eşit bir şekilde kuşatması gereken Türk Adaleti son yıllarda çok kötü sınavlar veriyor.

Aslında hiçbir makam karşısında düğmesini iliklemek zorunda olmayan Türk Adaletinin -hem de dünyanın gözü önünde- sergilediği bu tutum yüzümüzü kızartmaya devam ediyor!

Üzerinde tartışılması bile abes olan Anayasa kararlarını hiçe sayan alt mahkemeler, siyasiler ve devlet erkânı, oluşan bu hukuksuzluk ortamında güç devşirerek ülkeyi diktatör yönetimlere doğru sürüklüyor.

Ekrem İmamoğlu’na yapılan bu haksızlıklar, onu Silivri’nin taş duvarları arasına iterek yolunu kesme düşüncesi, esasen oldukça zedelenen adalet duygusunu hapse atıyor! Zaten ülkenin her bir şehrine yayılan bu mitinglerin yaygınlaşması da hukuksuz ortamların ürünüdür.  Tüm ülke sathında oluşan bu dip dalgaları giderek katlanıyor ve önü alınamayacak bir tsunamiye dönüşüyor!

Ekonomi dibe vurmuş…

Birkaç gün içinde 25-30 milyar dolar buhar olmuş…

Türkiye yatırım konusunda en riskli ülkeler arasına girmiş…

Kimin umurunda?

Ve yaşanan bu olaylar, ne yazık ki Türk Adaletinin yapı taşlarını oluşturan ve hiçbir makam önünde önünü iliklemek durumunda olmayan hâkimler, savcılar eliyle yaptırılıyor. Ve bizler -ne yazık ki- yaklaşık bundan 3 asır önce yaşayan o yaşlı Alman değirmenci gibi inanarak ve güvenerek şöyle bir cümle kuramıyoruz:

“İstanbul’da, Ankara’da… Türkiye’de hâkimler var!”

***************

ANLAMLI SÖZ

“Adalet bir kutup yıldızı gibi her zaman yerinde durur. Geri kalan her şey onun etrafında döner…”

KONFÜÇYUS

***************