BİLİYORSUNUZ, Asgari Ücret Tespit Komisyonu, geçtiğimiz günlerde yoğun (!) bir çalışma temposu ve TÜİK’in tüm çarpıtma verisiyle ülkedeki asgari ücret miktarını belirledi.

Tamı tamına 28 bin 75 lira...

Vatana, millete hayırlı olsun...

Türkiye’de 2024 verilerine göre yaklaşık 13 milyon kişi asgari ücretle çalışıyor. Bu sayı 21 Avrupa ülkesinin nüfus toplamına eşit.

Peki bizi kıskanan Avrupa ülkelerinde asgari ücret ne kadar?

Almanya: 2161 Euro = 108 bin 870 TL.

Hollanda: 2193 Euro = 110 bin 480TL.

Lüksemburg 2638 Euro = 132 bin 900 TL.

Portekiz 1015 Euro = 51 bin 135 TL.

Romanya 814 Euro = 41 bin TL.

Avrupa’nın kıskandığı Türkiye: 28 bin 75 TL.

NOT: 1 Euro = 50380 TL olarak hesap yapıldı.

CAMBAZA BAK CAMBAZA!

Haftalar önce başlayan asgari ücret tartışmasından sonra gelinen nokta bu... Bozdur, bozdur harca... Bugün ortalama kiranın 15 ila 20 bin civarında olduğu bir ülkede nasıl bir cambazlık yapacaksan yap ve sana reva görülen bu ücretle aileni geçindir bakalım...

Yeme içme giderleri... Eğitim giderleri...

Taşıma ve ulaşım giderleri... Giyinme ve ısınma giderleri... Elektriği, doğalgazı, suyu, kılı, tüyü...

Tüm bunları bir araya getirdiğinizde elde edilen rakam ile geçinmek tam bir cambazlık işi...

Oysa hükümet erki, tüm bunlara rağmen, “Cambaza bak cambaza!” diyerek ürettiği suni politikalarla milyonların gözünün içine baka baka bu ücreti reva gördü işçisine.

Zaten bu belirlenmeden, üstün vasıflarla (!) donatılmış esnafımız gereken bindirmeleri çoktan yaptı ve mallara yeni etiketlerini yapıştırdı bile!

Devletin reva gördüğü asgari ücret bu...

BİR DE AZAMİ ÜCRETE BAKALIM!

Söz konusu azami ücret ise milletvekillerine ait...

Maşallah... Meclis’te vatandaşın lehine olan konularda parmak kaldırmaktan aciz olan 600 vekil, iş kendi aylıklarına gelince, bir gece yarısı torba yasa ile, enflasyonun çok çok üzerinde bir ücret ile torbalarını dolduruyorlar!

Vatandaş 100 liraya bir çorba içemezken, bu fedakâr milletin ayrıcalıklı güruhu aynı parayla Meclis Lokantası’nda seçmeli yemekler, biftekler, ızgaralar, antrikot, vizigot ve ostrogotla karın doyuruyorlar!

Şu ayrıcalıklara bakar mısınız?

Şu andaki milletvekili maaşı: 229.676 TL.

Emekli bir milletvekili maaşı: 149.000 TL.

Şu an Millet Meclisi’ndeki 600 vekilin 499’u çifte maaş, yani hem vekil aylığı hem de emekli vekil aylığı alıyor... Bu da tamı tamına 378 bin 676 lira yapıyor...

MİLLETİN VEKİLİ BÖYLE!

Aralarında her konumdan insan var maşallah...

Kolunda 9 milyon liralık saat taşıyanlar...

Firması için 50 milyon dolarlık teşvik alanlar...

VIP kapısından 50 kilo altın kaçıranlar...

Parti değiştirerek büyük vurgun yapanlar...

Ayrıca bedava hastaneler, alışveriş merkezleri, özel indirim ve seyahat katları, farklı şirket ve banka yönetim kurulunda sadece isimleri geçip büyük paralar kaldıranlar...

Bir yanda 28 bin 75 lira ile geçinmeye çalışan cambazlar...

Öbür yanda, milletin sırtından yüz binleri cebe indiren vefasızlar...

Gözünü sevdiğimin Türkiye’si...

Sen ne zaman böyle uçurumlar ülkesi oldun?

Tevfik Fikret, 1867-1915 yılları arasında yaşayan güçlü bir şair. O zamanki can çekişen Osmanlı İmparatorluğu’nu hâlâ sömürmeye devam eden zevata seslendiği şiir, zamanımıza da çok uyuyor... Şiir uzun, yerim dar; bir kısmını aktarayım;

YİYİN EFENDİLERYİYİN!

“Yiyin efendiler yiyin; bu doyumsuz sofra sizin.

Doyuncaya, tıksırıncaya, çatlayıncaya kadar yiyin!

Yiyin, yemezseniz bugün, yarın kalır mı kim bilir?

Hakkıdır kutsal savaşınızın; evet, o hak da elde bir...

Yiyin efendiler yiyin; bu iç şenliği sofra sizin,

Doyunca, tıksırıncaya, çatlayıncaya kadar yiyin!

Bütün bu nazlı beylerin ne varsa ortalıkta say;

Soy sop, şeref, gösteriş, oyun, düğün, konak, saray,

Tüm sizindir, tüm sizindir, hazır hazır, kolay kolay...

Büyüklüğün sindirimi biraz ağır olsa da yok zarar,

Görkemli yüceliği, öç alıcı sevinci var.

Bu sofra, gönül almanızdan böyle ısınır ve ışıldar;

Sizin şu baş, beyin, ciğer, bütün şu kanlı lokmalar...

Verir zavallı memleket, verir ne varsa; malını,

Varlığını, hayatını, umudunu, hayalini,

Tüm olanca rahatını, olanca gönül balını,

Hemen yutun, düşünmeyin haramını, helalini...

Bu harmanın gelir sonu, kapıştırın giderayak!

Yarın bakarsınız söner bugün çatırdayan ocak!

Bugünkü mideler sağlam, bugünkü çorbalar sıcak;

Atıştırın, tıkıştırın, kapış, kapış çanak, çanak!

Yiyin efendiler yiyin; bu cümbüşlü sofra sizin;

Doyuncaya, tıksırıncaya, çatlayıncaya kadar yiyin...”