BİR ülkenin sağlıklı kalkınması ve o ülkenin vatandaşlarının bu sağlıklı kalkınmadan pay alması ancak adaletle mümkündür. Eğer o ülkede adaletin endazesi kaçmışsa, geçmiş ola! Çünkü her şey ama her şey onun sağlıklı bir şekilde işlemesine bağlıdır.
Esasen, son çeyrek asırda yaşananların özeti budur; yani adalet mekanizmasının işlemez hale gelmesi...
Ülkeyi dünyanın en iyi ekonomistleri yönetse bile, adalet olmayan, hukukun işlemediği, mazlumun hakkının çiğnendiği, her şeyin güçlüden yana olduğu bir ülkede, insanlık adına da bir ilerleme, bir yenilik göremezsiniz...
ÜLKE DAHA DA FAKİRLEŞİR!
BÖYLE ülkelerde mutluluğun yerini tedirginlik...
Yaşam sevincinin yerini korku ve belirsizlik alır...
Eşitlik mekanizması adaletin temelidir. Sen, Anayasa’yı ve üyesi bulunduğun Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarını görmezden gelirsen, yaptığın hiçbir icraat meşru sayılmaz. Çünkü bu işin sonunda liyakat ölür, sadakat ön plana çıkar... Ve bu sistem insanlara normal geldiği anda da artık o ülkede hak, hukuk, adalet, eşitlik ve dürüstlük arama!
Adaletsizliğe sessiz kalmak neden ülkeleri fakirleştirir? İşte, dünyaca ünlü bir filozofun bu konudaki görüşleri; Varın, değerlendirmesini sizler yapın.
BU TESPİTLERİN HANGİSİ YANLIŞ?
1-YATIRIMCI, güvenini kaybeder. Hukukun işlemediği yerde insanlar ve şirketler geleceğe güvenemez; yatırım azalır.
2-NİTEKİLLİ insanlar ülkeyi terk eder. Adil bir gelecek göremeyen eğitimli ve üretken insanlar başka ülkelere yönelir.
3-HALKIN umudu ve üretmek isteği kırılır. Çalışanın değil, ayrıcalıklı olanın kazandığı bir düzende, emek, girişimcilik ve verimlilik zayıflar.
4-SERVET, az sayıda elde toplanır. Adaletsizlik büyüdükçe toplumun çoğunluğu fakirleşirken, küçük bir kesim giderek zenginleşir.
5-VERGİ yükü halkın sırtına biner. Ayrıcalıklı kesimler korunurken, bütçe açığının bedeli, daha fazla vergi ve zam olarak halka döner.
6-ADALETSİZLİK, yeni zulümleri doğurur. Sürekli suça bulaşan iktidar, yargılanmamak için iktidarını korumalıdır. Ve bu yüzden de yeni suçlara bulaşır.
Her suç ülkeye milyonlarca dolarlık yeni maliyetler getirir. Ve bu kısır döngü, ülke batana ya da iktidar değişene kadar devam eder.
TAM BAĞIMSIZ BİR ÜLKEDEN!
BİZLER, sadece 13 milyon Osmanlı’nın küllerinden Cumhuriyet kurmuş ve tam bağımsızlığı elde etmiş bir milletiz. İşte, Sevr’in zincirini kıran ve bağımsız bir ülke tesis etmek için yüz binlerce şehit veren Türk Milleti’nin tapusu konumundaki Lozan Antlaşması bunun için vardı.
Fakat “terörsüz Türkiye” adı altında gelinen noktada, artık beyefendiler Lozan’ın öncesine, yani Sevr hükümlerinin sürdüğü, Osmanlı’nın can çekiştiği zaman dilimine dönmek istiyorlar... Ve bunu da hiç çekinmeden açık açık dillendirmeye başladılar!
ETKİN PİŞMANLIK MI?
DAHA kısa bir geçmişe kadar dağlarda kovaladığımız, ülke sınırlarından dışarıya atmaya çalıştığımız terör gruplarının bir lideri, “etkin pişmanlıkla af edilme” konusunda, “Biz yaptıklarımızdan pişman değiliz ki. Bu neyin pişmanlığı? Biz haklı bir mücadele verdik; pişman mıyız?” tarzında bir açıklama yaptı milletin gözüne baka baka!
Aslında yaşananların özeti şu olmalı;
“Bindik bir alamete, gidiyoruz kıyamete!”
BU YOL, ÇIKMAZ YOLDUR!
Taa 200’li yıllarda belini kırdığımız terör örgütünü, tüm demeçlerinizde, söylemlerinizde “Terörle masaya oturulmaz!” deniliyordu... Şimdilerde ise, ülkeyi kana bulayan, teröristler karşısında 180 derecelik bir dönüş yapmak, sözde barış masalı için olmadık tavizler vermek, Lozan’ı delmek, ülkeyi etnik kökene indirgemek, “Cumhurbaşkanının bir alevi, bir Arap, bir Sünni yardımcısı olsun” düşüncesiyle, Lübnan, Suriye ve Irak gibi ülkelerde uygulanan sistemlere kapı aralamak da neyin nesi oluyor?
Türkiye’yi bölüp, parçalamak isteyen siyonizmin ve emperyalizmin planları sinsi sinsi işliyor ne yazık ki!
Özetle şu söyleyelim ki, teröristleri kutsayan ve bu ülkenin gerçek vatandaşlarını dışlayan, hakir gören bir anlayış bu ülkeyi düze çıkarmaz! Allah ömür verirse, yaşayacağız ve göreceğiz...
*****************
ANLAMLI SÖZ
“Uyuyan milletler ya ölür ya da köle olarak uyanır!”
GAZİ MUSTAFA KEMAL ATATÜRK