SERT yanlısı iktidarlar, oluşturamadıkları ileri demokrasi ortamlarını saklamak için her gün başka bir icat çıkarırlar... Başka bir icat dediğim, aslında başka bir gündem...

İşte Türkiye’de son iki ay içinde yaşananlar...

Önce bir “fon” depremi yaşandı ki, sormayın; 103 yıllık Türkiye Cumhuriyeti süresince hiçbir iktidar böylesine trilyona yaklaşan büyük vurgunlar yaşamadı.

İşte bu Cumhuriyetin kurulma aşamasında çeşitli cephelerde verdiğimiz mücadelede, “Evlatsız yaşanır ama vatansız yaşanmaz!” diyerek 3 aylık bebeğini yakınlarına bırakan ve eşiyle birlikte cepheye koşan Türk Kadını Kara Fatma var ya... İşte o Kara Fatma, savaş sonrası kendisine bir “cüzi” miktarda tekaüt aylığı bağlanmak isteyince, şöyle cevap verir Ankara’dan gelen hükümet yetkililerine;

“Ben bu fakir ülkeden maaş istemem. Henüz yapılması gereken çok daha önemli işler var... Varın benden daha fakir olan birine bağlayın o aylığı...”

Size hikâye gibi geliyor değil mi?

Anlatılanlar aynen böyle...

BİR DE AK FATMA’YA BAKALIM

MALUMUNUZ, Fatma Betül Sayan Kaya’dan bahsediyorum... Hazret, “fon vurgununda” yakalandığı için 2 milyar 200 milyon lira kazancı devlete iade etmiş...

Bu ülkede Bakanlık, AKP Genel Başkan Yardımcılığı ve Milletvekilliği yapmış birinden bahsediyorum... Üniversiteyi “Devlet Bursu” ile okuyan, ancak sonrasında AK Parti saflarına katılınca, Allah’ın, “Yürü ya sevgili (!) kulum!” dediği Fatma Betül Sayan Kaya...

Gerçekten yürüyüp gitmiş kadın...

Daha 156 milyon liraya nasıl biriktirdiğinin hesabı sorulmadan, bir anda 2 milyar 200 milyon lira... Hay maşallah...

ADALETİN AŞAMADIĞI DUVAR!

CUMHURİYETİMİZİN Kara Fatma’sı, “İstemem” diyerek tekaüt aylığını ret ederken, zamanımızın AK Fatma’sı, “Bal tutan, parmağını yalar” misali götürmüş de götürmüş...

Ve aynı Fatma, eşi ile birlikte elini kolunu sallayarak Adliye’ye gidip ifadesini veriyor ve arka kapıdan çıkarak kayıplara karışıyor...

Adalet mekanizması suskun; lal olmuş, dilini yutmuş...

Ancak, hükümetin gölgesindeki “adalet” mekanizması sıra muhalif partilere, muhalif düşüncedeki gazeteci ve televizyonculara gelince adeta bir “giyotin” gibi işliyor.

BÖYLE BİR DÖNEM YAŞANMADI!

İŞTE son birkaç yılda en çok izlenen TELE-1 ve Halk Tv’nin başına gelenler... İşte son 3 ayda tutuklanan gazeteci ve televizyoncuların listesi:

Şaban Sevinç, Mustafa Balcı, Ali Tarakçı, Tuğba Tekerek Selahattin Günday, Hüseyin Aykan, Fatih Ergin, Oya Lale Özan Arslan, İrem Delice, Cem Küçük, Fatma Sibel Gürcihan, Murat Ağırel, Bahadır Özgür, Derya Okatan, Hasan Güraksu, Tahir Sarıkaya, Emin Aydın, Yeşim Ülker, İslam Keleş, Can Bursalı, Hatice Aksoy, Muhsin Aksoy, Kemal Öztürk, Sarya Toprak, Şener Azak, Mehmet Toprak, Halil Biter, Kenan Bayık.

Şahsen, 40 yılı aşkın gazetecilik hayatımda ben böyle bir döneme rastlamadım... Hatta 1980’in 12 Eylül’ünde yapılan askeri darbede bile basın bu kadar örselenmedi.

Basınımız, her zaman Yasama, Yürütme ve Yargıdan sonra gelen Dördüncü güçtü ülkemizde... Ancak gelinen şu noktada, bırakın dördüncü gücü, yerlerde sürünüyor, zindanlarda çile çekiyor.

AK FATMA’YA NEDEN DOKUNULMAZ?

YİNE siyaset çevrelerinde, Ankara kulislerinde ve Meclis koridorlarında konuşulanlara göre Fatma Betül Sayan Kaya’nın niçin tutuklanmadığı belli oluyor...

Deveyi hamutu ile götüren şahıs, “Beni tutuklatırsanız, ben de AK Parti içinde ne kadar vurguncu var, hepsini bir bir açıklarım” diye tehdit etmiş...

Haydi bakalım... Gelsin bir savcı da AK Fatma’yı ve eşini tutuklasın...

Demem o ki, aslında Fatma Betül Kaya, sadece aysbergin görünen yüzü imiş “Adalet ve Kalkınma” Partisi’nde... En azından 45-50 bakan, eski bakan, bakan yardımcısı, müsteşar ve üst düzey bürokrat varmış bu “fon vurgununda”... Malumunuz Hayati Yazıcı’nın oğlu, hükümet sözcüsü Ömer Çelik’in atları da zaten geçiyor “fon” olayında...

Ancak dedik ya, adalet mekanizması onlara işlemiyor...

*****************

ANLAMLI SÖZ

“Tanrı’ya inanan adam olmak kolay... Asıl zorluk... Tanrı’nın inanacağı insan olmakta...”

ALBERT EINSTEIN