VITRIOL bir kelime değildir; bir çağrıdır.
Bir maden değil, bir iniştir.
Bir öğreti değil, bir yüzleşmedir.
Visita Interiora Terrae Rectificando Invenies Occultum Lapidem.
Yani: Yerin içini ziyaret et; arınarak gizli taşı bulacaksın.
İnsan, bu çağrıyı ilk duyduğunda korkar. Çünkü VITRIOL dışarıyı değil, içeriye bakmayı emreder. Tapınakları, putları, kalabalıkları değil; karanlığı, çatlağı, çürüğü işaret eder. Kimliğin altına gömülmüş tortuları… Utancı, kibri, korkuyu, bastırılmış arzuyu.
VITRIOL’de yolculuk yukarı doğru değildir. Aşağı iner.
Toprağa, kemiklere, kana…
İnsan kendi iç mağarasına girer. Orada ne erdem maskesi vardır ne de mazeret. Sadece hakikat vardır; acımasız, çıplak ve sessiz.
Bu yolculukta çözülme başlar. Solve.
Ben dediğin şey dağılır.
İnançlar, roller, unvanlar…
Hepsi asitte çözünür.
Çünkü VITRIOL merhametli değildir; adildir.
Sonra yeniden birleşme gelir. Coagula.
Ama eski hâlinle değil.
Yanmış, arınmış, seçilmiş parçalarla.
Çöp kül olur, öz kalır.
VITRIOL’ü anlayamayanlar onu zehir sanır.
Oysa o, zehri panzehire dönüştüren ateştir.
Kaçamazsın. O seni bulur.
Çünkü yerin içi dediği şey, senin içindir.
Bu yüzden VITRIOL bir okült slogan değil, bir mahkemedir.
Kendi kendinin hâkimi olamayanlar bu kapıdan geçemez.
Kendine yalan söyleyenler taşı bulamaz.
Ve gizli taş…
Altın değildir.
Ölümsüzlük değildir.
O, kendin olmaya cesaret edebilme hâlidir.
VITRIOL sana şunu fısıldar:
“Dünyayı düzeltmeye kalkma. Önce kendini parçala.”
Çünkü hakiki simya, metalleri değil; insanı dönüştürür.
VITRIOL’ün ikinci eşiği Nigredodur.
Kararma. Çürüme. Ölüm.
İnsan burada kendinden iğrenir. Çünkü ilk defa aynaya filtresiz bakar.
Kurban olduğunu sandığı hikâyelerin çoğunda cellat olduğunu fark eder.
Sustuklarında, görmezden geldiklerinde, işine geldiğinde…
Nigredo’da kimse alkışlamaz seni.
Kimse “iyi gidiyorsun” demez.
Çünkü bu aşamada ilerleme yoktur; sadece dayanma vardır.
Birçok kişi burada kaçar.
Spiritüelliği süs zannedenler, karanlık görünce ışık masalları anlatır.
Ama VITRIOL onlara güler.
Çünkü ışık, karanlıktan kaçanın değil; karanlıkta kalanındır.
Sonra yavaş yavaş Albedo başlar.
Beyazlanma.
Temizlenme değil; sadeleşme.
İnsan artık her şeye tepki vermez.
Her savaşı seçmez.
Her söze kimlik bağlamaz.
Bu aşamada ego bağırmaz; fısıldar.
Ve ilk defa susmayı öğrenirsin.
Çünkü anladığın bir şey vardır:
Sessizlik, bilgiden daha ağırdır.
VITRIOL’ün öğrettiği en sert hakikat şudur:
İçindeki karanlık yok edilecek bir düşman değil, ehlileştirilecek bir güçtür.
Onu inkâr edenler başkalarının karanlığına köle olur.
Onu tanıyanlarsa kimseye ait olmaz.
Ve en son… Rubedo.
Kızıllık.
Kan. Ateş. Hayat.
Artık arınmış değilsin.
Artık masum değilsin.
Ama bütünsün.
Rubedo’da insan ne azizdir ne canavar.
İkisini de taşıyabildiği için insandır.
Seçebilme kudreti buradan doğar.
VITRIOL’ün sonunda sana bir rozet verilmez.
Bir ünvan da.
Sadece şunu fark edersin:
Artık seni kimse kolay kolay kandıramaz.
Çünkü en büyük yalanı kendine söylemiş ve onu da yakalamışsındır.
Bu yüzden VITRIOL tehlikelidir.
Toplumlar uyanmış insanlardan korkar.
Sürüye katılmayan, slogan atmayan, kutsal ambalajlara kanmayanlardan…
VITRIOL seni mutlu etmez.
Ama özgürleştirir.
Ve özgürlük, her zaman ağır bir yüktür.
İşte bu yüzden herkes bu kapıdan geçmez.
Geçenlerse geri dönüp anlatamaz.
Çünkü kelimeler, bu yolculuğa dayanamaz.
VITRIOL yaşanır.
Anlatılmaz.
Semih Aslanlar