Sözcüğün kendisi bile pislik kokar. Bir elinde ölüm, diğerinde yalan taşıyan; satarken “ekmek parası” masalına sığınıp, sattığı her gramla bir hayatı biraz daha çürüten mahlûklar. Bunlar suçlu değil yalnızca; bunlar vicdanın iflas ettiği, ahlakın çöktüğü yerin canlı kanıtlarıdır.
Torbacı, karanlığın esnafıdır. Ne sattığını bilir ama bilmezden gelir. Bir gencin titreyen ellerine uzattığı paketin içinde sadece madde yoktur; uykusuz geceler, dağılan aileler, sönen umutlar vardır. Ama onun terazisi gramla tartar; insanla değil. Çünkü insan, onun hesabında yoktur.
En iğrenç tarafları da şudur: Kendilerini aklamaya çalışırlar. “Ben zorundayım” derler. Hangi zorunluluk bir çocuğun beynini zehirlemeyi meşru kılar? Hangi yoksulluk, bir annenin gözyaşını ticarete dönüştürür? Açlık hırsızlık doğurabilir; ama torbacılık, bilinçli bir çürümedir. Seçilmiş bir kötülüktür.
Torbacı, cesur değildir. En zayıfa saldırır. Umutsuzun etrafında dolaşır, düşenin üstüne basar. Mahallenin köşesinde pusu kurar; geleceği olanın geleceğini çalar. Kendisi hiçbir şey üretemez; başkalarının hayatını tüketir. Bir parazittir. Varlığıyla kirletir, dokunduğu her şeyi çürütür.
Ve sonra utanmadan konuşur: “Ben satmasam başkası satar.” İşte bu cümle, insanlıktan düşüşün belgesidir. Suçu çoğaltarak hafifletmeye çalışan bir akıl tutulmasıdır. Her torbacı, zincirin bir halkasıdır; her halka, ölüme biraz daha yaklaştırır.
Bu ülkede sokaklar temizlenecekse, önce bu zihniyetin pisliği silinmelidir. Çünkü uyuşturucu sadece bedeni değil, toplumu da çürütür. Torbacılar, bu çürümenin gönüllü memurlarıdır. Onlara acımak, zehre merhamet etmektir.
Kısaca söyleyelim:
Torbacı, düşmandır. Hayata, gençliğe, geleceğe düşman. Ve tarihin hiçbir döneminde, insan zehrini satanlar saygıyla anılmamıştır. Anılmayacaklar.
Torbacıların en büyük korkusu adalet değildir; yüzleşmektir. Aynaya bakamazlar. Çünkü baktıklarında gördükleri şey bir insan değil, insan kılığına girmiş bir çürümedir. Geceleri rahat uyuduklarını sanırlar ama sattıkları her paket, rüyalarına bir çığlık olarak sızar. O çığlığı bastırmak için daha çok yalan söyler, daha çok zehir dağıtırlar. Kısır bir döngüdür bu; kirlenerek temizlenmeye çalışma zavallılığı.
Toplumun damarlarına sızan bu zehir, sadece bağımlıyı değil, mahallenin huzurunu, ailenin birliğini, sokağın güvenini de felç eder. Torbacı, “kimseye zorla satmıyorum” diye kendini kandırır. Oysa umut kırıntılarının peşinde dolaşır, düşenin elini tutmaz; cebini yoklar. Bu, fırsatçılığın en alçağıdır.
Bir de arkalarında bıraktıkları enkaz var: Okuldan kopan çocuklar, utançla başını öne eğen babalar, çaresizlikten tükenen anneler… Torbacı, bu enkazın mimarıdır. Yıkımı izler, payını alır, bir sonraki köşeye geçer. Ülkenin geleceğini gram gram satmanın adı budur.
Unutmasınlar: Toplum, sabırlıdır ama hafızasız değildir. Kirli kazançların üzerinde yükselen her yapı, bir gün kendi pisliğinin altında kalır. Zehir satarak kurulan düzenler, er ya da geç adaletin soğuk ışığıyla yüzleşir. Çünkü hayat, kendisini pazarlayanları affetmez.
Son söz şudur:
İnsan, insanı zehirlemez. Zehirleyen, insanlıktan vazgeçmiştir. Ve vazgeçilen her şey gibi, torbacılık da tarihin çöplüğüne atılmaya mahkûmdur.
Torbacı…
SEMİH ASLANLAR
Bu içeriğe tepkiniz
Yorumlar
Park54 uygulamasına son verirsin mi?
Ankete Katıl