VII. Mahrem Yapının Ölüm Sessizliği
Karanlık olan her şey sessizlikle korunur.
Bu örgüt, “mahrem yapılanma” dediği gizli servisimsi yapıda öyle izole bir iletişim kurdu ki, bir kişinin ortadan kaybolması kimseyi şaşırtmadı.
Çünkü şaşırmak bile suçtu.
Bir insan “konuşacak” ihtimali gösterdiğinde,
örgüt o insana dünyayı dar eder,
ailesini tehdit eder,
işini çökerter,
adı çıkmayan defterlerle şantaj kurar,
ve onu öyle bir yalnızlığa iter ki,
ölüm bile bir kaçış gibi görünür.
Ve nihayet o insan bir gün “öldü” diye duyurulduğunda,
örgüt hiç elini kirletmemiş gibi davranırdı.
Oysa kir eldivenin altındaydı.
VIII. Sessiz Cinayetlerin En Karanlık Yüzü: Manevi Suikast
Bazı ölüm türleri vardır; adli tıp raporlarında çıkmaz.
Çünkü bu örgüt, öldürmeden önce insanın içini çürütürdü.
Buna ben “manevi suikast” diyorum.
İnsanların karakterlerini kırmak,
Onurlarıyla oynamak,
Ahlaki olarak bitirmek,
Kendine düşman etmek,
Kendi kimliğini unutturmak,
Kişiyi kendi zihniyle baş başa bırakarak tüketmek…
Bu, uzun vadeli bir yok etme makinesiydi.
Pis bir kelepçe gibi, insanın kendi benliğine takılırdı.
Bu da bir cinayetti.
Faili görünmeyen, tetiği vicdanına dayatılan bir cinayet.
IX. 15 Temmuz’un Kanlı Gerçeği: Örgütün “Elini Kirletmekten” Korkmadığının İspatı
Bazı geceler vardır, tarih o geceyi unutmaz.
Çünkü sokaklarda taşınan cansız bedenler, bir milletin çığlığını üstüne damga olarak alır.
15 Temmuz gecesi işte böyle bir gecedir.
Tankların geçerken ezdiği bedenler,
nişancı tüfeklerinden çıkan kurşunlar,
boğaz köprüsünde infaz edilen insanlar…
Bu örgüt, yıllarca sakladığı şiddet eşiğini o gece açığa vurdu.
Sessiz cinayetlerin ardından, açık cinayetlere geçti.
Dün gölgede öldürdüğünü, o gece alenen öldürdü.
Ve böylece sakladıkları yüz ortaya çıktı:
Ölüm onlar için bir araçtı.
İktidarlarını korumanın maliyeti olarak gördüler.
X. “Hizmet” Maskesinin Arkasındaki Kan
Bu örgüt, kutsal kavramları kirli amaçları için kullanan en tehlikeli yapıdır.
“Allah”, “iman”, “hizmet”, “kardeşlik”, “şefkat” deyip insanların ruhuna girip oradan iç organları gibi kontrol ederlerdi.
Sonra bir gün o kardeşlerden biri:
yanlış bir şey fark eder,
kopmak ister,
itiraz eder
ya da sadece konuşmayı düşünürse…
İşte o gün başlayan süreç, bazen bir kazaymış gibi,
bazen depresyonmuş gibi,
bazen kalp kriziymiş gibi görünür.
Ama gerçekte olan şey şudur:
O kişi sistem dışına çıkmasın diye her şey yapılmıştır.
Ve bazen bu “her şey”in içinde ölüm de vardır.
XI. Bu Yapının En Büyük Suçu: İnsan Hayatını Bir Araç Olarak Görmek
Öldürmek bazen bir kurşunla olur.
Bazen bir psikolojik baskıyla olur.
Bazen bir şantajla olur.
Bazen bir intihar tasarımıyla olur.
Bazen bir tankın paletiyle olur.
Fark etmez.
Önemli olan bir şey var:
Bu örgüt, insanı kutsal değil, kullanışlı gördü.
Ve işine yaramayanları tarihin çöplüğüne fırlattı.
İnsan hayatını “görev” diye harcadılar.
Necaset bulaştırılmış bir çıkar uğruna,
gençliğin tazeliğini, askerin sadakatini, memurun emeğini, öğrencinin masumiyetini yok ettiler.
Son Perde: Karanlık Sönmez, Ama Aydınlatılır
Adalet bazen geç gelir,
ama karanlık asla sonsuza kadar hüküm süremez.
Bu örgüt, işlediği cinayetleri ister açık ister gizli yapsın;
ister kurşunla ister ruhu çürütmekle işlesin;
ister tankla ister psikolojik baskıyla gerçekleştirsin;
tarihin defterine kanla yazılmıştır.
Ve o defter kapanmaz.
Karanlığın izleri, adaletin bıçak sırtında bir gün mutlaka yeniden okunur.
Semih Aslanlar