Son dokuz gün boyunca Sakarya'nın ritmi değişti. Millet Bahçesi’nde kurulan sahne, OSM, AKM, Gelenekler Sanatlar İhtisas Merkezi ve diğer birçok yerde açılan sergiler, fotoğraf makineleriyle sokakları keşfe çıkan insanlar ve lezzet durakları... Kültür Yolu Festivali, yalnızca bir konserler dizisi değil, şehrin gündelik hayatına dokunan büyük bir kültür hareketi oldu.
Elbette en görünür tarafı konserlerdi. Dokuz günde birbirinden kıymetli sanatçıların sahne aldığı dokuz konserle binlerce kişi aynı şarkılarda buluştu. Özellikle her bir kültüre ait türkü ve oyun havalarının da çalınması bir araya toplanan binlerce insan arasında muazzam bir sinerji oluşturdu. Ancak festivali sadece konserlerden ibaret görmek festivale büyük haksızlık olur.
Rotasını şehrin lezzet duraklarına çevirenleri de unutmamak lazım. Restoranlardan birinin hep tercih ettiğim bir yer olması da şaşırtmadı değil. Kafeler, restoranlar ve yöresel lezzet sunan işletmeler de doluydu. Özellikle konser sonrasında Çark Caddesi’nde bulunan kafe ve restoranlarda boş masa bulmak neredeyse imkansızdı. Ve bence festival vasıtasıyla gelen ziyaretçiler ve yerel halkında katılımı sayesinde şehir ekonomisinin canlandığını görmek de festivalin en önemli kazanımlarından biri oldu.
En çok hoşuma giden etkinliklerden biri ise Fotomaratondu. Elinde fotoğraf makinesi ya da telefonu olan onlarca insan Sakarya'yı farklı açılardan keşfetmeye çalıştı. Sosyal medyada gezinirken karşıma çıkan fotomaraton Vlog videolarını da özellikle sonuna kadar izledim. Düzce’den gelen bir kızın videosunu hatırlıyorum da yağmura rağmen hem gezmiş hem eğlenmiş hem de çektiği fotoğraflar sayesinde sosyalleşmişti.
Bir şehri tanımanın en güzel yollarından biri onu sokak sokak dolaşmaktır. Fotomaraton tam olarak bunu yaptırdı.
Sergiler, atölyeler ve Çocuk Köyü de festivalin önemli parçalarındandı. Herkesin ilgi alanına hitap eden farklı içerikler vardı. Kimi resim sergisine uğradı, kimi geleneksel sanatlarla tanıştı, kimi çocuk etkinliklerine katıldı. Festival, kültürün yalnızca sahnede değil; müzede, parkta, sokakta ve meydanda da yaşanabileceğini gösterdi.
Belki de en önemlisi, Sakarya'nın böyle büyük ölçekli organizasyonlara ev sahipliği yapabilecek potansiyele sahip olduğunu, şehrin kültür ve sanata ihtiyaç duyduğunu ve talebin ne ölçüde büyük olduğunu bir kez daha görmüş olduk.
Elbette her büyük organizasyonda olduğu gibi eksikler de vardı. Kalabalık, trafik ve zaman zaman yaşanan yoğunluk kaçınılmazdı. Özellikle en çok konser alanına sandalyelerle girilmesi ve alanın yetersizliği şikayet konusuydu. Ancak genel tabloya baktığımızda, dokuz gün boyunca Sakarya'nın kültürle, sanatla ve müzikle nefes aldığını söylemek mümkün.
Festival bugün itibarıyla bitti. Geriye sadece sahnelerden yükselen şarkılar değil; keşfedilen sokaklar, ziyaret edilen sergiler, denenen yeni tatlar ve aynı şarkıya eşlik ettiğimiz anılar kaldı.
Umarım bu dokuz günlük hareketlilik, sadece yılda bir kez yaşanan bir festival hatırası olarak kalmaz. Ve umarım şehrin kültür ve sanat etkinliklerinde gelişim ve değişime gidilir. Çünkü Sakarya, kültürle buluştuğunda bunun karşılığını fazlasıyla veren bir şehir olduğunu gösterdi. Yerelde de şehre hitap eden bir kültür ve sanat görmek dileğiyle.