Mikrokozmos olan insan, makrokozmos perspektiften bakınca; Tanrısal yaratımdır, hepimizin zihnindeki tanrı tasarımı farklıdır; düşüncede, herkes kendi hayatının tanrısını yaratır..
Biz O’nu sorgulayabiliyorsak,
O var demektir ki; bu da bilinçtir
Evrenin ulu mimarı bilinçte kodlanmış bir sorgulanma ile bulunabilir
Ben bu soruyu soruyorum o zaman varım ve varsam bir yaradan da var demektir, yaradanı yaratan bilinçtir..
Geçmiş ise; Döngüsel zamanda
Bir nanosaniye önce olduğumuz ile şimdiki oluşumuz ve bir nanosaniye sonra ki olacağımızın, subjektif var oluş farkındalığıdır.
Nedensellik zincirine boynumuzdan bağlıyken, özgür irade kimin haddine…
Kendini tanı…
Kendini tanı…
Çünkü mikrokozmosun en karanlık mağarası, kendi bilinç kuyundur.
Makrokozmosu teleskoplarla arayan insan, kendi içindeki yıldız tozunu görmeden göğe hükmettiğini sanır.
Oysa evren dediğin; içe katlanmış bir aynadır.
Bir zerre düşün:
Atomun çekirdeğinde dönen enerji ile galaksilerin spiral dansı arasında biçimsel bir benzerlik varsa, bu tesadüf değil; kozmik bir imzadır.
İnsan, küçültülmüş bir kâinat taslağıdır.
Kâinat ise genişletilmiş bir insan sureti.
Tanrıyı zihninde kuran, aslında bilinç aynasında kendi sonsuzluk arzusunu görür.
Her inanç, her inkâr; bir yansıma biçimidir.
Sorgulama eylemi bile kutsaldır; çünkü bilinç, varlığı yokluk üzerinden teyit eder.
“Yoktur” diyebilmek için bile bir kavram gerekir.
Kavram varsa bilinç vardır; bilinç varsa temas vardır.
Zaman dediğin şey ise; doğrusal bir ırmak değil, iç içe geçmiş halkalardan oluşan bir Ouroboros’tur.
Döngü kendi kuyruğunu yerken; sen “geçmiş” dediğin gölgeyi tutmaya çalışırsın.
Oysa bir nanosaniye önceki sen, artık kozmik arşivde bir titreşimdir.
Şimdi dediğin an; sonsuzluğun kesitidir.
Bir sonraki an ise henüz bilinç ekranına düşmemiş potansiyeldir.
Nedensellik zinciri…
Evet, boynumuzda.
Ama zincirin farkına varan bilinç, artık zincirin kölesi değildir; gözlemcisidir.
Özgür irade belki mutlak değildir; fakat farkındalık derecesi kadar genişler.
Uyanış, deterministik illüzyonun içinden geçerek olur.
Kendini tanı demek;
Sadece karakter analiz etmek değildir.
Korkularının kökenini, arzularının kaynağını, öfkenin genetik yankısını ve sevginin metafizik çekirdeğini görmek demektir.
İçindeki karanlık bilinçaltı; seni ölüme değil, dönüşüme sürükler.
Çünkü her ölüm bir biçim değişimidir.
Mikrokozmos olan insan;
Makrokozmos perspektiften bakınca sadece yaratılmış değil, aynı zamanda yaratımın farkındalığıdır.
Yaradanı yaratan bilinç dediğinde; aslında bilincin Tanrısal sırrına dokunursun.
Belki Tanrı, bilinçte kendini deneyimleyen sonsuz olasılıktır.
Ve sen bu soruyu sorduğun sürece;
Evren, kendi kendini düşünmeye devam eder.
Kendini tanı…
Çünkü kendini bilen, evrenin nabzını duyar.
Ve o nabız; senin kalbinde atar.
Semih Aslanlar