Öyle bir noktaya geldik ki, artık hiçbir şey olduğu gibi kalmıyor. Her güzel duygu, her anlamlı etkinlik, her özel gün biraz daha gösterişin ve tüketimin gölgesinde şekilleniyor. Bunun en çarpıcı örneklerinden biri de anasınıfı mezuniyetleri.

Ortada altı yaşında çocuklar var. Daha ilkokula başlayacaklar. Hayatlarının ilk eğitim basamağını tamamlıyorlar. Elbette kutlansınlar, alkışlansınlar, mutlu edilsinler. Buna kimsenin itirazı yok. İtiraz edilen şey, bu masum sevincin adeta bir organizasyon sektörüne dönüştürülmesi. Bugün birçok aileden istenen mezuniyet katkı payları 5 bin liranın üzerinde. Kıyafetler, fotoğraf çekimleri, salon organizasyonları, özel gösteriler, süslemeler, hediyeler derken ortaya çıkan tablo bazı üniversite mezuniyetlerini aratmıyor. Hatta kimi zaman onları bile geride bırakıyor.

VELİLER MASRAF ALTINDA EZİLİYOR

Asıl sorun ise maliyetin kendisinden daha büyük. Çünkü bu anlayış çocuklara da yanlış bir mesaj veriyor. Başarıyı emekle değil, gösteriyle ölçen bir kültür oluşturuyoruz. Eğitimin özünü değil, sahnenin ışıklarını öne çıkarıyoruz. Çocuklar öğrenmenin sevincini değil, törenin ihtişamını konuşur hale geliyor. Daha da önemlisi, bu yarış birçok aile üzerinde ciddi bir ekonomik baskı oluşturuyor. Veliler çoğu zaman çocukları üzülmesin diye bütçelerini zorlamak zorunda kalıyor. Kimse "Ben katılmayacağım" deme rahatlığı hissedemiyor. Çünkü mesele artık bir eğitim etkinliği olmaktan çıkıp sosyal baskıya dönüşmüş durumda.

Oysa mezuniyet dediğimiz şey, bir eğitimin tamamlanmasını simgeleyen sade ve anlamlı bir anıdır. Ne kadar pahalı olduğu değil, ne kadar samimi olduğu önemlidir. Çocukların yüzündeki gülümseme, kiralanan salonun büyüklüğünden daha değerlidir. Bir öğretmenin içten vedası, yüzlerce balondan daha anlamlıdır. Ne yazık ki günümüzde birçok alanda olduğu gibi burada da "daha büyük, daha gösterişli, daha pahalı" anlayışı hakim olmuş durumda. Doğum günleri, cinsiyet partileri, düğünler derken şimdi sıra anasınıfı mezuniyetlerine gelmiş görünüyor.