Sevgili okurlar,
Sizler, bu yazıyı okurken, "ben milyonlarca vatandaşımızın yaşadığı Avrupa ile Türkiye arasındaki izin yolunda" olacağım..
"İzin yolu", dedim ya?
Sahi, "bu yola daha önceleri gurbet yolu, çile yolu, sıla yolu..", diyenlerimizi hatırladım..
Bu yolun yolcularına, selamlar olsun!
Belçika'da yaşayan bir Türk vatandaşı olarak, bu yola ilk çıktığım yılı hatırlarım..
1985 Yılı idi..
Birlikte yola çıktığımız arkadaşlarımız ile kurduğumuz, büyüttüğümüz ve "ekmek kapımız olan gazetemizin satılacağını öğrendiğimizde", yıkılmıştık..
GÜZEL HİZMETLER
Bu da," bir yola çıkış ve bir baş koyuş" idi..
"Arkadaşlarımı, bu yolda hiç aldatmadım, yanıltmadım.."
Mekanları cennet olsun, "Sakarya Gazetesi İmtiyaz sahibi, kurucu merhum Semih Köprülü, bir emekçi, duayen gazeteci merhum Hüseyin Komite ve o yıllar Sonhaber'de yazan, sağlıkçı merhum Necdet Güngörsün ile Sakarya Gazetesi'nin kuruluşuna imza attık ve güzel hizmetlerde" bulunduk..
NEREDEN, NEREYE?
Bu yolculuğun hikayesini," Hakikatin Peşinde Bir Ömür" adlı kitapta, enine boyuna anlattım..
Bu hikayenin, hala tanıkları da var..
Velhasıl güzel bir yolculuk idi, güzel anılar biriktirdik, güzel yaşanmışlıklara tanıklık ettik..
Geldi, geçti!
Nereden, nereye değil mi?
Uzatmayalım, 1985 Yılının Ekim ayı..
Tam da annemin söylediği gibi, " mısır kırımlarının" son günlerindeyiz!
"Mısır kırımları", benim de doğum tarihimi anlatır..
1963 Yılında çalışmak için Belçika'ya giden, köylüm, eniştem Hasan Şimşek ve ablam Hatice Şimşek'in Belçika yolculuğunun, son kişisi oldum..
Eniştem Hasan Şimşek, yol tecrübesini TIR Şoförlüğünden edinmiş biri idi..
"KÖPRÜDEN ERKEN GEÇMELİYİZ!"
" Hatice, hazırlıkları yap, sabah namaz sonrası köprüyü geçmeliyiz. Trafik bizi engeller"dedi..
Kısacası, İstanbul'un trafiğinden yana dertliydi..
Sonra bana," Kayınco Bulgaristan'ı gündüz geçmemiz lazım. Jivkov rejiminin kara yüzü yollara yansıyor"diye, bir endişesini de paylaşmadan edemedi..
Bir Mercedes minibüse doluştuk..
Eniştem, her zaman ki gibi şen, şakrak, arabasını çalıştırdı, "Bismillah" çekti ve gaza bastı..
Dediği gibi, köprüden kolay geçtik..
Edirne ve Bulgaristan geçişimizde sorun olmadı..
Sadece, "Almanya girişinde, polisler benim vizeme kafayı" taktılar..
Sınıra, erken gelmişiz!..
BELÇİKA'YA HOŞ GELDİNİZ!
Dikkat ettiğim, bu yolculukta, Avrupa'nın nerede başladığı idi?..
Evet, Ljubijana aklımdan hiç çıkmaz!..
Sonra, Avustura Almanya ve ver elini Belçika!
Eniştem, bana bir sürpriz hazırladı..
Bak dedi, "az sonra Belçika gümrüğüne gireceğiz, dikkatli ol" dedi..
"Polis, kontrol, pasaport" aklıma geldi..
Sonra baktım, başta eniştem, ablam ve çocuklar hep birden gülüşerek, "Belçika'ya hoş geldin"dediler..
Bir Avrupa Birliği(AB) üyesi ülke olarak, Belçika çoktan sınırları kaldırmıştı..
Nefes aldım, rahatladım, enişteme ve Şimşek Ailesine teşekkür ettim..
Ne güzellik, yaşanmıştı, ne?
ANILARI YAŞAMAK VE YAŞATMAK
Şimdi, Eniştem ile bir kaç defa gidip-geldiğimiz bu yolda, eşim Fatma Cinal ile birlikteyiz..
Brüksel, Liege, Achen, Köln, Frankfurt, Nürünberg, Passau, Wels, Graz, Maribor, Zagrep, Belgrad, Sofya üzerinden Edirne'ye ulaşacağız..
Onun izinde, "anılarını yaşamak, yaşatmak", ne güzel!..
Binlerce vatandaşımız ile bu defa dönüş yolunda değil, sıla yolundayız..
"Yükümüz şimşir kaşık" değil ama, yine de vatana boş gitmek olur mu?
En önemlisi," yaşanmışlıkları, anıları, selamlar götürmek" değil mi?
"Yaslı gittim, şen geldim..
Aç koynunu ben geldim..
Bana bir yudum su ver
Çok uzak yerden geldim.."
Lütfen, gurbetten gelenlere güleryüzünüzü gösterin..
Onları," döviz kaynağı ve soyulacak kaz" diye görmeyiniz"..
Onlar, bizim insanlarımız!..
Yusuf Cinal yazıyor, 25 Haziran 2026