Kadın hakları, sadece bir toplumsal mesele değildir; bir medeniyetin aynasıdır. Bir ülkenin, bir toplumun, bir kültürün ruhunu görmek istiyorsanız, kadınlarına nasıl davrandığına bakın. Kadın, sadece anne değildir, sadece eş değildir, sadece kız kardeş değildir; kadın, özünde insanlığın ta kendisidir.

Bugün hâlâ, dünyanın dört bir yanında kadınların sesi kısılmak isteniyor. Kimi yerde susturuluyor, kimi yerde yok sayılıyor. Halbuki hakikat şu: Kadının susturulduğu bir toplumda adalet de susturulmuştur. Kadının emeğinin görülmediği bir ülkede üretim de kördür. Kadının zekâsı ve sezgisi yok sayıldığında, devletin aklı da eksiktir.

Bu topraklarda binlerce yıl önce dahi kadınlar devlet yönetmiş, ordular kurmuş, destanlara isimlerini yazdırmıştır. Bugün ise hâlâ kadın cinayetleri, eşitsizlikler, hor görmelerle karşı karşıyayız. İşte tam da bu noktada sorulması gereken soru şudur: Biz, hangi çağın karanlığında yaşamaktayız ki, kadını hâlâ ikinci plana atmaya yelteniyoruz?

Kadın haklarını savunmak, bir kesimin meselesi değil; insanlık onuruna sahip çıkan herkesin görevidir. Bu, bir lütuf değil, bir borçtur. Kadına haklarını teslim etmek, bir ihsan değil, zaten gasp edilmiş olanı geri vermektir.

Unutmayın: Kadınlar özgür değilse, hiçbir erkek de gerçekten özgür değildir. Kadınların zincire vurulduğu bir ülkede erkekler de zincir taşır; çünkü zincirin diğer ucu onların boynuna dolanır.

Kadına değer vermek, insanlığa değer vermektir. Kadını koruyan yasa, aslında toplumu korur. Kadını yücelten ahlak, aslında insanlığı yüceltir. Kadını ezen karanlık ise, bütün bir toplumu mezara çeker.

Benim kalemimden tek bir hüküm çıkıyor: Kadın hakları, insan haklarının omurgasıdır. Ve o omurga kırıldığında, bütün toplum felç olur.

— Semih Aslanlar