Semih Aslanlar’ın Kaleminden
Devlet, toplumun omurgasıdır. Halkın iradesiyle yükselen, adaletin terazisiyle ayakta duran bu yapı; bünyesine sızan her yabancı organizmadan yara alır. İşte tam da burada “cemaat yapılanmaları” dediğimiz görünüşte masum, perde arkasında hiyerarşik ve kapalı örgütlenmeler, devleti içten çürüten bir ur gibi karşımıza çıkar.
Cemaatler, tarih boyunca dini, kültürel ya da sosyal maskeler ardında büyüyerek bir “paralel otorite” inşa etme hevesine kapılmıştır. Oysa devlet, tektir. İkinci bir otoriteye, gizli hiyerarşiye ya da başka bir bağlılığa yer yoktur. Lakin cemaat yapılanmaları, devleti kendilerine rakip değil, ele geçirilmesi gereken bir ganimet olarak görür.
Bu örgütlenmelerin devlete verdiği en büyük zarar, sadakati parçalamalarıdır. Vatandaşın bağlılığı yalnızca anayasaya, hukuka ve milletin ortak değerlerine yönelmesi gerekirken; cemaat yapılanmaları bu bağlılığı kendi liderlerine, kendi dar çevrelerine kanalize eder. Böylece toplumda çift başlılık, devlette güvensizlik, kurumlarda ise yozlaşma baş gösterir.
Bir diğer zarar ise adaletin zedelenmesidir. Devlet kadrolarına liyakat yerine biatla yerleşen cemaat mensupları, makamı millete hizmet için değil; kendi örgütlerine menfaat sağlamak için kullanır. Bu da hukuk düzenini zehirler, vatandaşın devlete olan güvenini kemirir.
Cemaat yapılanmalarının görünmez fakat en tehlikeli yanı, devletin içindeki devleti kurma arzusudur. Sessizce kadrolaşır, kritik kurumlara sızar, zamanı geldiğinde kendi ajandalarını uygular. Devletin güvenlik ve adalet mekanizması bir kez bu ağın içine düştü mü, milletin hakkı da, geleceği de rehin alınmış demektir.
Unutulmamalıdır ki:
Devletin bekası, şeffaf ve denetlenebilir kurumlarla mümkündür.
Milletin birliği, kapalı devre yapılara değil; ortak değerlere yaslanır.
Adaletin gücü, cemaatlerin değil, anayasanın terazisinde ölçülür.
Cemaat yapılanmaları, bireyin özgür iradesini ipotek altına aldığı gibi devletin istikametini de sabote eder. Onlar, toplumsal dokuya sızan ve kanı yavaş yavaş zehirleyen gizli bir damar gibidir. Bu yüzden devleti yöneten akıl, hiçbir zaman bu tür yapıların gölgesine girmemeli; milletin saf iradesini her daim pusula edinmelidir.
Çünkü devlet, milletin ortak vicdanıdır.
Ve bu vicdan, cemaatlerin değil; yalnızca hakikatin ve adaletin emanetidir.
Ve FETÖ: İhanetin İnfaz Fermanı
Bu milletin bağrına saplanan en zehirli hançer, adı Fetullahçı Terör Örgütü’dür. Adına "cemaat" dediler, ama aslında alçaklığın, köleliğin, vatan hainliğinin en sinsi tezahüründen başka bir şey değillerdi.
Din diye kandırdılar, iman diye aldattılar, hizmet diye yutturdular. Ama asıl hizmet ettikleri yer, Türk milletinin düşmanlarının kapısıydı. Onlar, Allah’ın adını utanmadan ağızlarına alıp, şeytanın postacılığını yapan, iman maskesiyle halkı uyutan ihanet tüccarlarıdır.
15 Temmuz gecesi; milletin üzerine bomba yağdıran, kendi halkına namlu doğrultan, tankı sokağa süren bu kansızlar, tarihin en büyük ihanet teşebbüsünü sergilediler. O gece millet ayağa kalktı, göğsünü kurşuna siper etti, bu ihanet ordusunu boğdu. Ama unutulmasın: Bu savaş bitmedi. Çünkü bu şebeke hâlâ gölgelerde pusuya yatmış, her maskeyle yeniden dirilmeye çalışan bir yılandır.
Bu yüzden milletin fermanı bellidir: FETÖ yok edilecektir! Devletin damarlarından kökleri sökülecek, köpekleri tek tek açığa çıkarılacak. Bu topraklarda bir daha asla ihanet tohumu yeşermeyecek.
FETÖ, sadece bir terör örgütü değil, Türk milletine karşı işlenmiş en büyük suçu temsil eder. Onlar ne Müslümandır, ne Türk’tür, ne de insandır. Onlar sadece küresel efendilerine kölelik yapan bir haindir.
Bizim için bu mesele bir siyaset değil, bir namus meselesidir. Çünkü Türk milleti, bayrağına uzanan eli kırar, devletine ihanet edenin kökünü kazır.
Bu yüzden FETÖ’nün adı, bu topraklarda ihanetin kara aynası olarak kalacaktır.
Semih Aslanlar