ANA Muhalefet Partisi CHP, aslında büyük bir atak sergiliyor... Şu anda birçok komu oyu araştırma şirketinin ortalamasına göre AKP’den 2-3 puan önde çıkan CHP, “iktidara yürüyüş” anlamına da gelen mitinglerinin 59’uncusunu Bolu’da gerçekleştirdi.

Gerçekleştirilen her toplantı, bir öncekinden daha kalabalık oluyor ve Ana Muhalefet Partisi yöneticileri daha kalabalıklara hitap ediyor...

Arada bir Ak Parti yönetiminin çelmesine rağmen, çabucak toparlanıp, üzerlerine gönderilen fırtınayı göğüslüyor ve sonra tekrar atağa kalkıyor...

Mitinglerde, masaya yatırılan konular Türkiye’nin aynası gibi... Bir anlamda CHP mitinglerini çarşı-pazara da benzetebiliriz...

Memleketin nabzını çarşı-pazarda daha iyi tutabilirsiniz. Dolmayan fileler, yetişmeyen bütçeler, tadımlık alınan sebze ve meyveler ülkenin ahvalini çok güzel anlatıyor...

CHP mitingleri de öyle aslında... Onlar da işsizlikten, hayat pahalılığından, adalet duygusunun bitişinden, fırsat eşitliğinin yok oluşundan, ahlak ve inanç çürümesinden ve ülkedeki memnuniyetsizlikten sıkça bahsediyor.

NEYİ, KİME ANLATACAKSINIZ?

Tamam... Ülkemizde, özellikle son birkaç yıl içinde her alanda büyük bir çöküş yaşanıyor... İşsizlik, fakirlik, adaletsizlik, eşitsizlik ve liyakatsizlik insanlığı, inancı ve namusu sinsi sinsi kemiriyor...

Fakat ne yazık ki, hükümet medyası hala “toz pembe” bir tablo çizmekle meşgul... Mesela pazara gidip, oradaki insanların feryatlarına mikrofon tutmuyorlar!

İş ve İşçi Bulma Kurumu’nun önündeki kuyrukları görmüyorlar...

Sabahın köründe Et-Balık’tan ucuz et almak için yollara düşen insanlara mikrofon uzatmıyorlar!

Mesela CHP mitinglerini hiç görmüyorlar...

Zaten, adam gibi muhalefet yapan üç-beş kanal kaldı... Onlara da sık sık kapatma cezası vererek susturuyorlar...

UÇAKTAKİ GAZETECİLERİ GÖRDÜNÜZ!

Biliyorsunuz geçen hafta Amerika’da BM toplantısı vardı. Bu toplantıya iştirak eden Cumhurbaşkanımız, kabine, işadamları ve basın mensupları tam 3 uçağı doldurmuştu...

Ve Cumhurbaşkanını taşıyan uçakta yine bilindik gazeteciler yerini almıştı... Soru sormayan, sorulması istenen soruları bile usturuplu soramayan gıpta edilesi (!) gazeteciler...

Zaten, sorulacak sorular ve bu soruları soracak olan gazeteciler önceden belirleniyormuş... Ve Cumhurbaşkanının vereceği cevap da, yine yanındaki kurmayları tarafından derlenerek, basın mensuplarının ellerine, adeta “Bunları yazın!” diye dikte edercesine iliştiriliyormuş.

Sen Türk basınını temsil eden ve Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin rozetini yakasında taşıyan gazeteci; evet sana sesleniyorum... Amerika’daki çeşitli görüşmelerde, Türkiye’nin taleplerinin ne derece karşılanıp karşılanmadığı konusunda, F-35 konusunda, F-16 konusunda ve tamamen “yerli ve milli” olarak lanse edilen Kaan’ın motoru konusunda bir soru soramayacaksan, o uçakta işin ne?

HANİ MİLLETİN SESİ İDİNİZ?

“Basın, milletin müşterek sesidir” demiş bu Cumhuriyeti kurup Türk Milleti’ne armağan eden Atamız...

Peki siz milletin sesi olduğunuza inanıyor musunuz?

“Milletin duygusuna ve düşüncesine tercüman olana” gazeteci denir.

Peki, siz bu tavır ve davranışınızla aziz milletimizin ahvaline tercüman olabiliyor musunuz?

Basın, ülkeyi yönetenlerin değil, 86 milyonu aşan milletin müşterek sesidir... Peki, siz 86 milyona mı yoksa hepi-topu 10 bini geçmeyen bir güruhun avukatlığına soyunuyorsunuz?

Bu sorulara vicdanen haklı cevaplar verebiliyorsanız, mesleğinizi sürdürün... Yine uçakta yerinizi alın... Yine Sayın Cumhurbaşkanı ile hatıra fotoğrafı çektirmeye devam edin!

Ancak bilin ki, bu yaptığınız gazetecilik değil... Ve gerçeklerin üstünü ilanihaye örtemezsiniz...

***************

ANLAMLI SÖZ

“Bir ülkede yazılı ve görsel basın, parayı verenin öttürdüğü düdük olma yolundaysa, Nasreddin Hoca’nın eşeğe ters binme zamanı geldi demektir...”

SUNAY AKIN