Yıllarca çalışmış, prim ödemiş, üretmiş insanların bugün geldiği nokta; “cuma günü açıklanacak zam ne olacak?” sorusuna sıkışmış bir hayat.

Emekli maaşları, artık yaşamı sürdürmeye değil, günü kurtarmaya bile yetmeyen bir seviyede tartışılıyor. Oysa emeklinin talebi karmaşık değil. Ne lüks bir yaşam, ne gösterişli bir refah… Sadece hesap kitap yapmadan, market rafına bakarken tereddüt etmeden, ay sonunu “acaba nasıl getiririm” diye düşünmeden yaşayabilmek.

Bugün emekli için “zam” kelimesi bile ironik bir anlam taşıyor. Çünkü gelen her artış, fiyatların çok daha hızlı koştuğu bir zeminde kısa sürede buharlaşıyor. Rakamlar büyüyor ama hayat küçülüyor.

Ekonomi yönetimi sık sık “denge”, “istikrar”, “rasyonel zemin” gibi kavramları kullanıyor. Fakat emeklinin mutfağında bu kelimelerin karşılığı yok. Orada tek bir gerçek var: Etin, sütün, kiraların ve faturaların sürekli yukarı gittiği bir hayat.

Asıl kırılma noktası da burada başlıyor. Emekli artık sadece düşük gelirli bir kesim değil; sistemin “en kırılgan göstergesi” haline gelmiş durumda. Emekli geçinemiyorsa, mesele bireysel değil yapısaldır.

Bugün tartışılan “en düşük emekli maaşı ne olacak?” sorusu aslında yanlış bir soru. Doğru soru şudur:

“Emekli neden hâlâ hayatta kalma hesabı yapıyor?”

Gerçek refah, rakamların yüzde kaç arttığıyla değil; insanların pazarda, faturalarda, kirada hissettiği hafiflemeyle ölçülür. Emekli için ise hafifleme değil, her ay biraz daha ağırlaşan bir yük söz konusu.