Bazı isimler vardır; yalnızca bir kimlik değildir, bir duruştur. Gaffar Okkan, üniformanın içindeki vicdanın adıdır. O, devletin soğuk yüzünü halkın sıcak yüreğiyle buluşturmuş, korkunun hüküm sürdüğü bir coğrafyada adaletin sesini yükseltmiş bir emniyet müdürüydü.
Diyarbakır’da görev yaptığı yıllarda, karanlığın diliyle konuşmayı reddetti. Halkla arasına duvar örmedi; aksine, o duvarları tek tek yıktı. Sokaklara indi, göz hizasında konuştu, selam verdi, derdi dinledi. Devletin siluetini bir gölge olmaktan çıkarıp bir güven kapısına dönüştürdü. Bu yüzden sevildi. Ve ne yazık ki, bu yüzden hedef alındı.
Gaffar Okkan, terörle mücadelenin sadece silahla değil; ahlakla, şeffaflıkla ve insan onuruna saygıyla verileceğini gösterdi. O, korkunun karşısına cesareti değil, adaleti koydu. Emrindeki polisler için bir amir değil, bir ağabeydi. Halk için bir bürokrat değil, bir evlattı.
24 Ocak 2001… Kurşunlar yalnızca bir bedeni değil, bir umudu da hedef aldı. Ama bilmedikleri bir şey vardı: Gaffar Okkan, bir insandan ibaret değildi. O, artık bir hatıraydı, bir ölçüydü, bir vicdan terazisiydi. Onu susturmak isteyenler, onun adını hafızalardan silemedi. Çünkü bazı insanlar ölmez; adaletin olduğu her yerde yeniden doğar.
Bugün hâlâ Diyarbakır sokaklarında bir selamda, bir duada, bir anmada onun izi vardır. Çünkü Gaffar Okkan, görevini makamla değil, yürekle yapmıştı. Ve yürekle yapılan hiçbir şey toprağa gömülmez.
Ruhun şad olsun Gaffar Okkan.
Bu topraklar seni unutmadı, unutmayacak.
Onun ardından tutulan yas, bir görev arkadaşının kaybı değildi yalnızca; bir şehrin yetim kalışıydı. Çünkü Gaffar Okkan, Diyarbakır’da yalnızca asayişi değil, güven duygusunu da tesis etmişti. Karanlıkla pazarlık yapmamış, korkuyla uzlaşmamıştı. Devletin gücünü halka rağmen değil, halk için kullanmıştı. İşte bu yüzden ardından dökülen gözyaşları samimiydi; sessiz ama derindi.
Onu farklı kılan, makamın sağladığı otorite değil, vicdanın verdiği meşruiyetti. Halkın arasında yürürken arkasına bakma ihtiyacı duymayan bir adamdı. Çünkü sırtını korkuya değil, doğruya dayamıştı. Silahların gölgesinde değil, adaletin ışığında yürümüştü. Bu topraklarda en çok da bu yüzden iz bıraktı.
Şehadetinden sonra yıllar geçti. Takvim yaprakları eskidi, gündemler değişti, isimler unutuldu. Ama onun adı, hâlâ “nasıl bir emniyetçi olunmalı?” sorusunun cevabı olarak duruyor. Bugün üniforma giyen her dürüst yürek, onun bıraktığı yerden devam etmenin sorumluluğunu taşır. Çünkü bazı insanlar sadece yaşadıkları dönemi değil, kendilerinden sonrasını da inşa eder.
Gaffar Okkan, geride bir koltuk değil, bir ahlak mirası bıraktı. Gücün kibirle değil, merhametle taşınabileceğini gösterdi. Devletin sertliğinin adaletsizlik olmadığını, tam tersine adaletle yumuşayabileceğini kanıtladı. Ve belki de en önemlisi, bu coğrafyada “olmaz” denilen şeyi oldurdu: Halkın devlete güvenmesini.
Bugün onun adı anıldığında içimizde bir sızı varsa, bu yalnızca özlem değildir. Bu, ölçüyü hatırlamanın sancısıdır. Çünkü o, çıtayı yükseğe koydu. Ve o yükseklik, hâlâ erişilmesi gereken bir yerdir.
Şehadetinin üzerinden ne kadar zaman geçerse geçsin, adı bir dua gibi dillerde kalacak. Çünkü bazı insanlar toprağa düşmez; milletin hafızasına kazınır.
Ve hafıza, en sağlam anıttır.

Semih Aslanlar