TÜRKİYE son iki üç ay içinde renkten renge giriyor. Renk dediysek, şiddetin, suçun yaygınlaştığı, Anayasa’nın sıradan vatandaşa tanıdığı hakların gasp edildiği, karakollarda, gözetim altında ve hapislerde çürütüldüğü bir dönem…
Tam anlamıyla bir gerilim ve şiddet sarmalı…
Bu yol Türkiye’yi hiçbir zaman huzura ve güvene taşımaz, bilesiniz…
Son iki ayda neler gördü, nelere şahit oldu bu gözler, bu kulaklar neleri işitti?
İnanları gerim gerim geren bu olayların ne zaman duracağını kimse bilemiyor, kimse kestiremiyor…
Önce, insanların seçtiği belediye başkanları görevden alındı, yerlerine kayyım atandı. İnsanlar günlerce ve aylarca belediye kapılarında bunu protesto etti…
Etti de ne oldu?
“Turpun büyükleri heybede!” diyen Cumhurbaşkanı, Türkiye’nin muhalif kesimine gözdağı vermeye devam ediyor.
Oysaki demokrasilerde farklı sesler, farklı görüşler ve muhalefet çok önemli bir yer tutar. Yeri gelir, sizi eleştiren küçük azınlığın sesine kulak verirsiniz…
Zira çoğunluğun, azınlığa hükmettiği yönetim değildir demokrasiler.
DÜN TERÖRİST İDİ, BUGÜN ELÇİ!
Ahmet Türk, Mardin Belediyesi’nin “teröre destek verdiği” gerekçesiyle görevden alınan bir belediye başkanıydı. Çok değil, aradan sadece 1 aylık bir süre geçmişti ki, bir bakıyoruz aynı Ahmet Türk, Türkiye adına terörist başı Abdullah Öcalan ile görüşmeye giden heyetin içinde.
Bu nasıl bir mantık, nasıl bir fikir dokusu?
Bu nasıl bir tutarsızlık?
Düne kadar suçladığınız, görevden aldığınız ve mahkemeye sevk ettiğiniz bir başkan bugün nasıl “barış elçisi” olur?
Olur efendim, olur… Söz konusu ülke Türkiye ise, her şey olur…
Daha önce, çeşitli zamanlarda teröristlerin Millet Meclisi’ndeki uzantıları ile “silah bırakma” şartıyla masaya oturan 23 yıllık iktidar, oylarının eridiğini görünce Dolmabahçe’de oturma düzenini dahi kendisinin belirlediği masaya tekmeyi basmıştı.
NELERE ŞAHİT OLDU BU GÖZLER!
Oslo görüşmeleri…
Sınırda kurulan çadırlarda, teröristlerin ayağına devletin hâkimini, savcısını götürmeler…
Bugün “düşman” belledikleriyle “Megri Megri”yi koro halinde seslendirmeler…
İstihbaratımızın ihbarlarına rağmen PKK’nın hendek çalışmalarına göz yummalar…
Bölgedeki askeri birliklerin operasyona çıkma iznini valiliklere bağlamalar…
Ve sonunda iş çığırından çıkınca başlatılan hendek operasyonlarında 1000’e yakın verdiğimiz şehit…
Ülkeyi 23 yıldır yöneten iktidar mensuplarının üzerine basa basa söyledikleri “Teröristle masaya oturulmaz!” sloganı ortada dururken, bugün bitme noktasına gelen terör eylemlerine rağmen, çocuk katili ile masaya oturan iktidarın bu “U” dönüşünü nasıl izah edeceğiz?
Dün “ak” dediklerine bugün “kara” diyorlar…
Dün “düşman” dediklerine bugün “dost” muamelesi çekiyorlar…
Dün “bebek katili” ilan ettiklerini bugün, Millet Meclisi’ne davet edecek kadar ölçüyü kaçırmışlar.
İŞARET FİŞEĞİ BAHÇELİ’DEN
Cumhur İttifakı’nın küçük ortağı MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, bilirsiniz her hafta Salı günleri grup konuşması yapıyor. Memleketin bunca meselesi dururken, bu defa yaptığı grup konuşmasında daha çok Halk TV ile uğraştı.
Konuşmasının içinde, “Halk Tv yönetimi, orada çalışan bazı gazeteciler, gözümüz üzerinizde!” sözüyle hem tehdit etti, hem de hedef gösterdi Bahçeli…
İşte Bahçeli’nin konuşmasından kısa bir süre sonra da gazeteciler Barış Pehlivan, Seda Selek, Kürşat Oğuz, Serhan Asker ve Halk Tv Yönetim kurulu Başkanı Suat Toktaş belli aralıklarla gözaltına alındı. Gazetecilerin tamamı geceyi Emniyet’te geçirdikten sonra yurt dışı yasağı ile birlikte şartlı tahliye olurken, Suat Toktaş’a tutuklama kararı çıktı.
İktidarın hedefi, yapılan haksızlıkları, hukuksuzlukları ve yanlışları gören gazetecileri susturmak, etkisiz hale getirmek. Yani basın sektöründe “sansür” kuralı tam anlamıyla işliyor maşallah!
Hikâye bu ya… Hoca Nasrettin, arkasından konuşulanları öğrenmek için bir gün ölme numarası yapar. Kendisini toprağa verirler… Canı sıkılır ve bir anda üzerindeki toprakları kaldırarak çıkar mezardan. O sırada mezarlığın yakınından geçmekte olan “fincancı katırları” ürkerek sağa sola kaçışır, yükleri devrilir… Kervan sahipleri de Nasrettin Hoca’ya bir düzel dayak atar…
“Hocam, dün öldün, bugün aramızdasın… Öteki dünyada ne var ne yok. Anlat hele!” diye sorduklarında şu cevabı verir Nasrettin Hoca:
“Fincancı katırlarını ürkütmezseniz, hiçbir şey yok. Ürkütürseniz dayak var!”
İşte bugün ve daha önce gözaltına alınan, uzun süre mahpus damlarında çile çeken gazeteciler, bilin ki “fincancı katırlarını” ürkütmüşler, yani yönetenlerin keyfini kaçırmışlardır.
*****************
ANLAMLI SÖZ
“Eğer biz gazeteciler doğru bildiklerimizi yazmayacaksak neyi yazacağız?”
AHMET SAMİM
(Öldürülen 2. Gazeteci- 1884-1910)
*****************