DÜŞE kalka bir yılı daha tamamladık... Yeni yılı coşku ile kutlamaya, “İyi düşünelim, iyi geçsin” tarzı düşüncelerle hoş karşılamaya hazırlanıyoruz...
Lakin bundan tam 365 gün önce de öyle yapmıştık...
Güller... Çiçekler, devrilen çamlar... Süslenen caddeler ve binalar...
Tamamen tüketmeye odaklı bir dünyanın bireyi olarak, etrafımızda olup bitenlere kaygısız kalamazdık... Dolayısıyla Analar Günü, Babalar Günü, Çocuklar Günü, Sevgililer Günü, İşçiler Günü, Yaşlılar Günü derken hayat takvimimizdeki yapraklar da bir bir dökülüyor biz farkında olmadan...
Her yeni yılda ya da her yeni yaşta pastalar kesiyor, özel kutlama ritüelleri düzenliyoruz ve gelecek olan her neyse ona şirin görünmenin gayreti içerisinde oluyoruz...
Acaba geçen bir yıla, dolayısıyla ömrümüzün bir yıl kısalmasına mı üzülelim, yoksa yeni bir yaş almamıza yani yaşlanmamıza mı üzülelim?
Hangisi?
Hayat bu heyula içerisinde geçip giderken, ömrümüz de bir mum ışığı gibi sönümleniyor: Sanki hiç ölmeyecekmişiz gibi, ha bire kendimize bir var olma ümidi yazıyoruz yeni baştan;
“Şu dağı, şu tepeyi aşalım da, ondan sonraki düzlükte- belki de son düzlükte- hedefe ulaşabiliriz...” düşüncesiyle yaşamaya, adımlarımızı sıklaştırmaya çalışıyoruz...
Hayat böyledir işte... Geride bıraktıklarımız, sevdiklerimiz, hayatımıza renk katan, varlıklarından güç aldığımız insanlar bir bir ayrılmış aramızdan; sessiz gemi, uğradığı her sahilde peşine katmış tüm sevdiklerimizi...
İŞTE KAHROLDUKLARIMIZ
Artık geride kalan 2025 yılı, bitmemiş davaları da enkaz olarak bıraktı yeni yıla... Çözülmeyen bir kördüğüm misali, zamana yayılan davalar, hukukta bir türlü karşılığını bulmayan ihmaller, cürümler... Ağır işleyen ve çoğu zaman da endazesi kaçan hukuk sistemimiz... Ve daha neler neler... Hangi birini sayalım... Geriye doğru baktığımızda, yakıp yıkan, yürekleri dağlayan, gözyaşlarının sel olduğu, bazen de dehşete kapıldığımız olaylar silsilesi tıpkı bitmeyen dizi film gibi geçiyor gözümüzün önünden;
Tam 78 kişiye mezar olan Grand Kartalkaya Yangını, yetişkinlerin yanı sıra 36 genç evladımızı da yaktı; yalnız onları değil, tüm 86 milyonu...
Ya ülkemizin ciğerlerini dağlayan orman yangınları... 3 bin 35 orman yangını, 4011 sel baskını, 382 heyelan ve 4 ve üzeri 389 deprem atlatmış bu ülke insanı... Çeşitli bölgelerdeki afetlerde 31 canımız gitmiş...
YA CANINA KIYDIKLARIMIZ?
Bir de acımasız hayatın bu yönü var... Cinayetler, çocuk istismarları ve tacizler o kadar yaygınlaşmış ki, bir ucu Gazi Meclisimize kadar ulaşmış! Hani insanın sorası geliyor;
“Kendi içerisinde güvenli bir ortam oluşturamayan bu kadim milletin Meclisi, acaba 86 milyona nasıl bir koruma ortamı sağlayacak?”
Neticede, yıl yıl daha dolmadan, cinayete kurban giden sadece kadınların sayısı yine 400’ü aşmış durumda... Bu arada yaralanarak ölümün teğet geçtiği kadın sayısı da 4 bin 336... Şu acı tabloya bakar mısınız?
Ülkemizde, sadece kadınlara yönelik ve sadece basına yansıyan olayların dökümüdür bu... Daha fuhşa sürüklenen genç kızlardan, tacize uğrayan çocuklardan hiç bahsetmedim!
Ya 80 polis memurunun intihar ederek hayatına son vermesi...
İşsizlikten bunalan, önüne konan engelleri aşmak için ümidi kalmayan, ekonomik sıkıntılar içinde boğularak farklı yollara tevessül eden insanların dramları da var elbet...
2025’in tam bir felaket yılı olduğunu daha hangi cümlelerle anlatalım?
KİMLER GELDİ, KİMLER GEÇTİ
İşte böylesine bir yılı geride bırakıyoruz... Sadece yaşanan felaketler değil, sevdiğimiz insanlarla da gönül telimize dokunan, gözyaşlarını menbağından koparan sanatçıları da uğurladık sonsuzluğa...
İşte bir çırpıda aklıma gelenler:
Arabeskin baba isimlerinden Ferdi Tayfur ve ölümü hâlâ gizemini koruyan Güllü cinayeti...
Bir trafik kazasına kurban giden Yeşilçam’ın usta ismi Engin Çağlar...
Gönül türkülerinin efendisi Kâhtalı Mıçı...
Kuzeyin Oğlu Volkan Konak...
Sinemamızın 4 yapraklı yoncasından biri Filiz Akın...
Yanık sesiyle ve özel yorumuyla Edip Akbayram...
Sanat müziğimizin kraliçelerinden Muazzez Abacı...
Sanatçılar, Ahmet Gülhan, Şinasi Yurtsever, Bedia Ener, Sezai Altekin, Emin Gümüşkaya, Tanyeli, Ahmed Levendoğlu, Leyla Okay Şimal, Arif Erkin Güzelbeyoğlu, Nihal Candan...
Yapımcı Osman Sınav...
Gazeteci Deniz Arman...
Daha kimler kimler... Dostlarımız, akrabalarımız, ebeveynlerimiz; ezcümle sevdiklerimiz...
YA TUTUKLANAN ÖZGÜRLÜKLER!
İşte yaklaşık 9 aydan beri içeride bulunan ve hala mahkeme karşısına çıkarılmayan 20 milyonluk bir dünya şehrinin belediye başkanı Ekrem İmamoğlu... Diğer ilçe belediye başkanları... Parti Genel Başkanları... Gazeteciler, yazarlar, ülkenin ışığı konumundaki akademisyenler, bilim insanları... Küçük bir gösteri hakkında hapsi boylayan bu ülkenin geleceği öğrenciler...
Ve ülkenin böylesine önemli kaynakları bir hukuksuzluk ortamında heba olurken, son 40 yılda kustukları ölümlerle 50 bine yakın vatandaşımızın canına mal olan terör örgütlerine gösterilen “yeşil ışık” huzmeleri...
· Yolundan, yordamından sapıtan Türk siyaseti!
· Suçluyu öven, masumu döven Türk Adaleti!
· Masumlara hayatı zehreden güçlülerin hukuku!
· Sporumuzda ve basınımızdaki kirlilik!
Hangisini sayalım?
İşte şu anda evlerimizde, ya da bir eğlence merkezinde donattığımız masalarımızın başında, televizyon ekranlarında “iyi düşünelim, iyi geçsin” temennisiyle yeni bir yıla “merhaba” demeye hazırlanırken, geride kalan yılın bizde bıraktığı ağır yaraları, travmaları, sırtımızdaki yamalı bohçanın ezici ağırlığını nasıl unutalım?
2025 dendiğinde benim kafamda böyle bir korku tüneli oluşuyor! Ve bu tünelin sonunda ışık var mı, bilemiyorum.
Şimdi onun için ve sizlerin de huzurunda, yeni gelmekte olan 2026’ya sesleniyorum;
“Sen de böyle geleceksen, hiç gelme!”
*******************
HER ŞEYE RAĞMEN;
Her şeye rağmen hayat yaşamaya değer... Yaşamın içinde saklanmakta olan güzellikleri bulup çıkarmak, insanlığın mutluluğu için arz etmek de yine biz insanların görevi... Efendim, yeni yılınızın mutlu, başarılı ve her şeyden önce sağlıklı geçmesini diliyorum... Öyle bir yıl olsun ki, geçmişe sünger çekelim... H.A