ÖĞRENCİLİK yıllarında sizlerin de başından geçmiştir mutlaka… Malum, talebelik yıllarında başlar sıla hasreti... Ya Devlet’imizin sizlere sunduğu bursla okuyacak ya da ailenizden gelen sınırlı miktardaki para ile eğitiminizi bitireceksiniz… Bir başka yol ise anlaşabileceğiniz arkadaşlarla kirayı ve mutfak giderlerini bölüşmek...

İşte, anlatacağım öykü de böyle bir ortamda cereyan ediyor…

Birçoğumuzun başından geçtiği de muhakkak…

Öğretimini Eskişehir’deki bir üniversitede sürdüren talebelerden sadece biridir Ahmet… Onun da maddi imkânları sınırlıdır. Ve günde bir kere gider lokantaya ve her defasında Kerem Usta’dan şöyle ister yemeğini:

“Az kuru, az pilav lütfen!”

Daha doğrusu ne alırsa, başına “az” kelimesini de ekler…

Ahmet, yemeğin başına “az” kelimesini eklese de -ne ilginçtir ki- tabağı aksine dolu gelirdi önüne; buna bir anlam verememişti; ses etmedi...

Tahsil hayatı bitti, mesleği mühendislikti. Küçük bir sermaye ile inşaat işine girdi. Her yaptığı inşaatta sermayesini çoğalttı; önce şirket, sonra holding kurdu...

TALEBELİK YILLARINI HATIRLADI

Bir gün talebelik yıllarında yaşadığı sıkıntılar geldi aklına. Her gün gittiği o lokantayı hatırladı… Kendisi “az” dedikçe, inadına “çok” geliyordu; tabağı silme yemek doluyordu…

Her nedense bir anda tahsil gördüğü Eskişehir’e gitme isteği oluştu içinde.

Talebelik yıllarında devamlı geldiği lokantayı buldu. Kerem Usta’yı sorduğunda şu cevabı aldı:

“Kerem Usta, burayı sattı!”

Oturduğu adresi aldı Ahmet Bey ve elle koymuş gibi buldu Kerem Usta’yı. Biraz yaşlanmış, yüzünde çizgiler oluşmuştu. Kendini tanıttı:

“Nasılsın Kerem Usta! Ben, bundan yaklaşık 15 yıl önce bu şehirde talebe idim ve her gün sizin lokantanızda yemek yiyordum. Lakin satmışsınız lokantayı!”

“Şehrimize hoş gelmişsin delikanlı… Artık emekli oldum ve çalışmıyorum…”

“Peki, oturduğun ev size mi ait, yoksa kiracı mısınız?”

İhtiyarın yüzü düştü bir anlık;

“Kiracıyım evladım!”

Ahmet Bey, yıllar önce Kerem Usta’nın lokantasında karın doyururken, bunu borç olarak yazmıştı bir kenara… Ve şimdi o borcu ödemenin zamanıydı;

“Pekiyi ev sahibi kim? Onunla da konuşmak isterim!”

İhtiyar adam bir anlam veremedi ama ev sahibinin adresini de takdim. Delikanlı yarım saatliğine kayboldu ve bir süre sonra tekrar dikildi Kerem Usta’nın karşısına. Cebinden bir anahtar çıkardı ve bunu Kerem Usta’ya verirken şöyle konuşt:

“Bu anahtar senin oturduğun dairenin anahtarı… Artık kiracı değil, bu evin sahibisin!”

İhtiyar oldukça şaşırmıştı; gözleri yaş doldu:

“Neden böyle bir şey yaptın evladım?”

“Neden yapmayayım Kerem Usta? Ben bu şehirde 4 her gün senin lokantandan yemek yedim… Ben “az kuru” dedim, sen çok verdin. Ben “a pilav” dedim, sen tabağı tepeledin… Beni hiçbir gün aç bırakmadın!”

“Evladım ben sadece sana değil, “az” isteyen herkese yaptım bunu!”

Bu kez Ahmet Bey konuştu:

“Kim bilir, belki de her “az” diyene “çok” verdiğin için günün birinde kapatmak zorunda kaldın lokantayı? Sen her şeyi fazlasıyla hak ediyorsun Kerem Usta... Evinde güle güle otur...”

Sizi bilmem ama benim, benzer olayları yaşayan çok arkadaşım oldu…

Kalın sağlıcakla…

*******************

ANLAMLI SÖZ

“İyilik yap, denize at. Balık bilmezse, Halik bilir…”

ANONİM