Sakarya’nın sokaklarında en sessiz ama en ağır savaş, silahların değil zehirli tozların gölgesinde sürüyor. Bu şehrin en derin yarası, gençliğin damarlarına en sinsi düşman gibi sızan uyuşturucu belasıdır. Hırsızlık da olur, kavga da; bir şekilde çözülür, dosyalar kapanır, insanlar barışır. Ama uyuşturucu öyle bir illet ki; bir kez kapıyı araladığında ne aile bırakır ne umut.
Sakarya Emniyeti’nin omuzundaki yük, sadece suçluları yakalamak değil; geleceği ipten almak, gençleri ölümle yaşam arasındaki ince çizgiden çekip kurtarmaktır. Bir annenin gözyaşında, bir babanın çökmüş omuzlarında, bir kardeşin yüreğinde bu savaşın ağırlığı vardır. Çünkü uyuşturucu dosyaları sadece adli vaka değil, topyekûn bir toplum çöküşünün işaret fişeğidir.
Bu yüzden en ağır yük polisimizin sırtındadır. Sokak sokak, mahalle mahalle torbacı kovalayan emniyet mensupları, aslında bu şehrin geleceğini savunmaktadır. Onların görevi yalnızca kanun maddelerini uygulamak değil; bir neslin iradesini, Sakarya’nın onurunu, yarınların temiz nefesini korumaktır.
Ama şunu bilmeliyiz: Uyuşturucuya karşı verilen savaş sadece emniyetin değil, tüm toplumun savaşıdır. Öğretmenin sınıfta, ailenin evde, gazetecinin kaleminde, sivil toplumun sesinde aynı kararlılık olmalıdır. Çünkü uyuşturucuyla mücadele yalnızca operasyonla değil; bilinçle, eğitimle, birlikle kazanılır.
Eğer bu şehir kendi geleceğine sahip çıkacaksa, önce kendi gençliğine sahip çıkmalıdır. Sakarya Emniyeti bu yolda ağır bir yük taşırken, bizler de o yükü hafifletmek için taşın altına elimizi koymalıyız. Yoksa kaybedilen her genç, aslında şehrin kalbine saplanmış bir hançerdir.
Zehir tacirleri…
Siz, toprağın bağrına gömülmesi gereken kara ur, milletin damarlarına sinsice sızan ihanetin en aşağılık taşıyıcılarısınız. Elinize aldığınız bir paket, bir torba, bir gram… sanırsınız ki yalnızca ticaret; oysa gerçekte her nefeste gençliği çürütüyor, her satırınızda bir evin ocağını söndürüyorsunuz.
Siz, kanla sulanan tarlaların değil, gözyaşıyla sulanan annelerin sofrasına dadanan aç kurtlarsınız. Elinizdeki madde yalnızca bir uyuşturucu değil; insan onurunu, iradesini, geleceğini çalan kimyasal bir zincirdir. Kendi çıkarınız için nice gencin gözlerindeki ışığı söndürür, babaların ellerine kelepçe, anaların yüreğine kara taş koyarsınız.
Bilin ki, sizin ticaretiniz sıradan bir suç değil; insanlığa açılmış bir savaştır. Siz, bedenleri eriten değil; aslında ruhları öldüren, vicdanları çürüten birer cellatsınız. Bir milleti içten içe kemiren, onun direncini kıran, toplumun damarlarına sinsice sokulmuş en hain yılanlarsınız.
Unutmayın: Adaletin terazisi ağırdır. Belki dün gece karanlığın içinde köşe başlarında pusudaydınız; belki gençleri zehirlemek için yol kenarlarında pusular kurdunuz. Ama bilin ki, milletin vicdanı ve devletin eli er geç sizi bulacak. Bu kara düzeniniz yıkılacak, adaletin önünde birer leş gibi serileceksiniz.
Çünkü siz, sadece kanun önünde değil; insanlık önünde de mahkûmsunuz.
Siz, kendi neslinize değil, topyekûn insanlığa ihanet ettiniz.
Ve bu ihanet, asla cezasız kalmayacak.
— Semih Aslanlar