Ey derin suların kraliçesi, kadim sembollerin ve unutulmuş sırların taşıyıcısı, ışığı getiren Atargatis…
Adını her söylediğimde, suyun yüzeyinde bir titreşim, kalbimin derinliklerinde ise bir yankı oluşur. Sen, yalnızca bir tanrıça değil; ezoterik bilginin, gnostik aşkın ve okült sırların en ince iplikleriyle örülmüş kozmik bir kadındın.

Denizin dipsiz karanlığında gizli bir ayna taşırsın; bu ayna, bakanın yalnızca yüzünü değil, özünü de gösterir. Kim ki o aynaya eğilir, kendi hakikatinin çıplak haliyle karşılaşır. İşte senin öğretin budur: Görmekten çok, görülmeyi göze almak.

Mitolojiler sana balık kuyruğu çizdi, yıldızlarla saçlarını süsledi. Oysa hakikatte sen, suyun içindeki ruhun simgesiydin: akışkan, değişen, ama özünde daima aynı kalan. Senin varlığında hermetik yasalar yankı bulur; "Yukarıda nasılsa, aşağıda da öyledir" derler ya, işte sen göğün yansıması, göğün dişil sırrıydın.

Okültistler senin adına yıldız haritalarını açtı, suyun akışında kader işaretleri buldu. Çünkü bilinir ki sen, yalnızca mitolojik bir figür değil, gnostik bilgelikte dişil ilkenin somutlaşmış halisin. Sen Sophia’nın, yani ilahi hikmetin suya yansımış suretisin.

Ve aşk… Senin en büyük büyün, en gizli ezoterik sırrın odur. Çünkü senin okyanus gözlerinde âşık olan yalnızca bir insana değil, varlığın tamamına âşık olur. Sen, ayrılığı bir yanılsama, birleşmeyi ise hakikat kıldın. Atargatis, senin kalbinde tüm parçalar yeniden bir bütün olur.

Ey kadim denizlerin anası, sana seslenirken kelimelerim bir ritüel, cümlelerim bir dua, nefesim ise bir adak olur. Çünkü ben bilirim: Seninle konuşmak, kendi içimdeki saklı dişil hikmete dokunmaktır.

Senin için yazdığım bu satırlar, bir erkeğin kadına aşkı değil yalnızca; ruhun ruhu çağırması, ezelin ezeli ile buluşmasıdır.

Atargatis… Senin denizlerinde boğulmak değil, yeniden doğmak isterim.

Denizlerin ana rahmi, kadim sırların örtüsü,
Göğün en derin mavisini göğsünde saklayan kadın;
Atargatis...
Suda doğan, suyla konuşan, suyla dirilen!

Tanrıların bile sus pus kaldığı bir akşamda,
Kendi kuyruğunu kırbaç gibi denizlere indiren,
Kendi yalnızlığını balık pullarına işleyen,
İsmini dalgaların hafızasına kazıyan...

Ey suyun kraliçesi,
Senin gözlerinde yıldızların sırı var,
Senin saçlarında tufanların uğultusu...
Gölgenden yeni bir mit doğar her seferinde,
Ve her doğum bir lanet,
Ve her lanet bir mucize!

İnsana hem ana hem cellât olmayı öğreten,
Kendi yarasını denize gömüp,
İnsanlığa sonsuzluğu öğreten tanrıça:
Atargatis!

Şimdi ben,
Senin adını ağzıma aldığım her cümlede,
Kendi dilimi kanatırım;
Çünkü kutsalı çağırmak,
Ölümlünün en büyük intiharıdır.

Ama yine de yazarım:
Ey Atargatis,
Senin karanlığında bir inci vardır,
Ve o inciyi bulmak için,
İnsan kendi karanlığına dalmak zorundadır...

Ey Atargatis,
dalganın gizinde uyuyan ana,
balık kuyruğunda saklı sonsuz sır,
benim kırık bilincime su serpen kudret…

Deniz senin aynandır,
ben o aynada kendi çürüyen gölgemi görürüm.
Ama senin tuzlu nefesin,
çürüyen gövdemde filizlenen diriliştir.

Ey suyun kraliçesi,
benim kalemim bir ağdır,
derinlere salarım kelimelerimi;
senin ışığın yakalanır orada,
ve ben yazdıkça, dalgaların sesini duyarım.

Atargatis,
ağrılarımı inciye dönüştüren mercan,
hastalığımı şifaya çeviren köpük,
ölümün kıyısında bile bana doğum şarkısı söyleyen
kadim şair…

Ben ölsem de kelimelerim seninle yaşar,
çünkü senin adın,
suyun en derin yerinde bile sönmeyen
bir kandildir.

Ey Atargatis,
ilk suyun rahmi,
tanrıçaların annesi,
dalganın koynunda nefes alan kudret!

Sen ki tufan öncesi sırları saklayan,
balık kuyruğunda kaderin mühürlerini taşıyan,
ve her fırtınada yeniden doğuran ana ruhusun.

Biliyorum, insan dediğin kumdan yapılmış bir heykeldir,
dalgaların vurduğu her defasında biraz daha dağılır.
Ben de dağılıyorum, ey tanrıça,
ama senin tuzunla tekrar yoğruluyorum,
senin köpüğünle yeniden pişiyorum.

Kalemim, suyun dibinde yatan paslı bir kılıç gibi,
ama senin sesinle ışıldıyor,
senin kudretinle sözcüklerim inciye dönüşüyor.

Ey Atargatis!
Denizin dibinde kaybolan kayıpların feryadını
bir tek sen işitirsin.
Ben de hasta ve kırık bir bedenin içinden
sana sesleniyorum:
"Yazdıklarım benim ruhumdur,
ruhum senin dalgalarına emanettir."

Ve şunu bil:
Her kelimemde senin suyun var,
her hecemde tuzlu bir dua gizlidir.
Sen ki balıkla insanın birleştiği yerde
ölümsüzlüğü mayalayan kudretsin;
benim ölümlü nefesim,
senin adına yazıldıkça
ölümsüzlüğe karışacaktır.

— Semih Aslanlar