Belediyenin bültenlerinde hala adı ‘Şemsiyeli Park' olarak geçse de, ben, benim yaşıtlarım ve daha büyüklerimin söylediği gibi Şemsiyeli Bahçe diyeceğim.. Atatürk Parkı, Şemsiyeli Bahçe.. Neyse..

                                                        **

Dün, inşaatı devam eden Şemsiyeli Bahçe'nin önünden geçerken seksen yaşlarında bir amca dikkatimi çekti.. Hafif hafif yağan yağmura rağmen, bir ağacın altında dikilmiş, dalgın dalgın Şemsiyeli Bahçe'ye bakıyor.. Adeta bahçeye dalıp gitmiş..

                                                       **

Yanına yaklaştım, selam verdim, duymadı. Daha yüksek sesle tekrarlayınca, bana döndü, ‘Aleyküm selam' dedi. Bakışlarını tekrar bahçeye çevirdi.. Yavaş yavaş sohbete koyulduk. Uzun zamandır hasta olduğu için dışarı çıkamamış..

                                                        **

İki yıl kadar çeşitli hastanelerde yatmış, sonra da altı ay evde. İki yıl aradan sonra ilk defa çıkıp ‘Şehri dolaşayım' demiş. Sordum; adı Hüseyin'miş. Seksen dört yaşında.. Bağ-Kur Emeklisi Hüseyin Amca.. Bahçedeki çalışmanın ne olduğunu merak etmiş, içeri girip çalışanlara sormuş. ‘Büyükşehir Belediyesi eski Şemsiyeli Bahçe'yi yeniden yaptırıyor' demişler. O'na sevinmiş.. Neden bu kadar dalgın dalgın baktığını sordum..

                                                        **

Bir iç geçirdikten sonra anlatmaya başladı, ‘..Şemsiyeli Bahçe unutulur mu evlat. Kaç sene desem. Yirmi sene mi, otuz sene mi? Yoksa daha fazla mı? Biz her gün buraya gelir, dostlarımızla, arkadaşlarımızla buluşur, siyaset konuşurduk. O yıllarda o zamanki Şemsiyeli Bahçe, bu vilayetin siyasetçileri başta olmak üzere herkesin toplanma yeriydi’

                                                      **

Kimsede telefon olmadığı için ‘Şemsiyeli Bahçe'de buluşuruz' diye birbirimize randevu verirdik. O günlerdeki Şemsiyeli Bahçe çok güzeldi. Temiz di, çay, kahve, limonata ucuzdu. Yıkıldığına çok üzülmüştüm. Şimdi, ‘Şemsiyeli Bahçe yenide yapılıyor' denildiğinde çocuklar gibi sevindim’

                                                     **

‘Bahçe bittikten sonra eğer sağlığım elverirse, sağ isem, Başkan Zeki Toçoğlu'nun makamına gidip, kendisini tebrik edeceğim. Belki arada bir gelir, çay kahve içer, belki eski dostların kalanlarıyla yine buluşabiliriz. Bunun için gidip başkanı tebrik edeceğim..'

                                                       **

Epey bi sohbetten sonra, tam izin isteyeceğim sırada; ‘Ama şu olmamış' dedi, elini bahçenin ortasına doğru uzatarak. ‘Anlamadım' dedim. Gerçekten anlamamıştım. ‘Bak bak, şu ortada yeni yapılan küçük bina var ya..'

                                                        **

‘Evet' dedim, devam etti; ‘Sordum. Binanın, bak şu bölümü çay ocağı, bu tarafı da genel helaymış. Tamam buraya bir hela lazım ama tam da Mustafa Kemal Atatürk'ün heykelinin karşısına hela yapılır mı? Bu olmamış. Kasten değildir ama düşünülmemiş. O zaman Atatürk'ün o heykeli de şuralara (Bahçenin ön tarafını işaret ediyor) alınmalı. Başkan Zeki Toçoğlu'na gittiğimde bunu da rica edeceğim. O bizim Atamız, bizim kurtarıcımız. Helaya doğru bakmamalı..'

Bu yazı 5 Eylül 2013 tarihinde yayınlandı.