Adapazarı Şeker Fabrikası’nın kota sorunu çözülecek mi, çözülmeyecek mi?

Bu sorunun cevabını vermeden önce biraz gerilere gitmek istiyorum.

Mesela biz 2000 yılına kadar şeker konusunda ne, ‘kota’ kelimesi bilirdik ne de, ‘ekim alanları’

Sorun yoktu ve isteyen istediği kadar ekiyordu.

Zaten 50’li yıllarda kurulmuş aslan gibi de fabrikamız vardı.

Sen yeter ki ek, yetiştir ve fabrikaya teslim et.

Hiçbir sorun yaşamadan günü geldiğinde para çiftçinin cebinde.

                                                                     **

2001 sonrası şeker, yavaş yavaş farklı kelimeler üretmeye başladı.

İşte o zamanlar duymaya başladık bu ‘kota’ ve ‘ekim alanları’ kelimelerini.

2001 krizinden sonra yakamızın tamamını IMF’ye kaptırdığımız günlerde ayyuka çıktı bu şeker edebiyatları.

IMF bastırdı ve Meclis bir kanun çıkardı.

O kanunla yurt dışından şeker ve bugün çok tartışılan nişasta bazlı şeker ithalatının önündeki engel kaldırıldı.

Büyük ve tanıdık firmalar şeker ve tatlandırıcı ithal etmeye başladıkça, pancar tarımı yapan milyonlarca insanda ekmeğini başka şeylerden aramaya başladı.

Bazı rakamlara göre, IMF’nin baskısı sonucu çıkarılan o kanundan önce ülkede şeker pancarı üretimi yapan çiftçi sayısı 3 milyonun üzenindeydi.

Bugün ise 250-260 bin civarında olduğu tahmin ediliyor.

Pancar eken çiftçi sayısının 3 milyondan 250 binlere düşmesinin tek sebebi ithalatın önünün açılması değil tabi ki.

En büyük sebeplerinden biri de ithalatın önünün açıldığı gibi, tüm şeker fabrikalarına üretecekleri şekere bir çizgi getirilmesi yani kota konulmasıydı.

Geçenlerde bir yerde okumuştum, ‘AB, birlik içerisinde kendi çiftçisini destekleyen fonlarla 60 cente ürettiği şekeri 120 cente iç piyasaya satarken, 30 cente de ihraç ediyordu. Türk çiftçisi böyle bir rekabete dayanamayarak pancar üretiminden vazgeçmeye başladı’

                                                              **

Türkiye bağımsız bir ülke.

Şeker Fabrikaları senin.

Tarlalar senin.

Neden istediğin kadar şeker üretip iç piyasada kendi şekerini satmıyorsun, ya da satamıyorsun?

Neden hala 2001’de IMF baskısıyla çıkarılan kanun yürürlükte?

Neden, ‘Her şey vatandaşım için’ diyen AKP bu şeker ithalatının önünü açan kanunu iptal etmiyor?

                                                                    **

Şimdi gelelim, Adapazarı Şeker Fabrikası’nın kota sorununa.

Size göre fabrikanın kota sorunu ne olur bilemem.

Bana göre kesin ve kesin artırılmayacak.

Açılmayacak ve fabrika en geç bir ya da iki yıl içinde alacaklıların eline geçip tarihin en büyük konut alanlarından birinin içine gömülecek!

Bunu, AKP’nin bu konudaki samimiyetsizliğinden biliyorum.

2001 sonrası çıkarılan şekerin ithalatını serbest bırakan kanun yürürlükteyken, hiçbir bakan ve hiçbir hükümet hiçbir şeker fabrikasının kotasını artıramaz.

Samimi olsalar önce o kanunu iptal ederler.

Bizim Şeker’in durumu özetle bu, yani sizlere ömür!..

Demirkol’un sözleri

Ankara Büyük Anadolu Oteli’nde üç gün süren ‘Şekerin geleceği’ adlı seminerde konuşan Prof. Dr. Kenan Demirkol, GDO’lu ürünlerle ilgili akıllara zarar tespitlerde bulunmuş.

Bana göre en önemlisi şu;

‘Türkiye’de hatalı gıdalarla insana zarar vermenin cezası maalesef yok. Ama markaya zarar vermenin cezası var. Hatalı ve zararlı gıdaları ve markaları biz biliyoruz ama açıklayamıyoruz’

Bir ülke düşünün;

Hatalı gıdalarla insanlara zarar veren firmalara asla ceza verilmiyor. Buna karşılık, ‘Falanca marka insanlara zarar veriyor’ derseniz size ceza var.

Ve o ülke Türkiye!

                                                                      **

Demirkol, ülkede genç çiftlerin yüzde 25’e yakınının kısır olduğunu bunun nedeninin de GDO’lu gıdalar olduğunun belirtmiş ve altı çizilecek şu cümleyi söylemiş, ‘Gıda egemenliğiniz yoksa sizin kişisel egemenliğiniz de yoktur’

Demirkol, yandaki konumuzla direkt ilgili bir soruyu da atmış ortaya, ‘Tarım ürünleri içerisinde desteklenmeyen tek ürün neden şeker pancarı?

Bunu ben cevaplayayım; IMF öyle istiyor da ondan.