Sevgili okurlar,
“Türk edebiyatı, velhasıl Cumhuriyet dönemi ve öncesinde, mizah, eleştiri, hiciv kültürünün” toplum hayatında önemli bir yeri vardır..
Kısaca mizah;” insan ve toplum hayatındaki çelişkileri, kusurları ve uyumsuzlukları nükte, ironi ve abartma gibi yollarla görünür kılan, güldürürken düşündüren bir ifade biçimidir. “
Demek ki, “mizahın”, toplum hayatında önemli bir yeri var..
Yukarıdaki tarif, apaçık ortada!..
Neymiş?
“Düşündüren ve güldüren bir ifade biçimi” olduğu kadar, “çelişkileri, kusurları, uyumsuzlukları, nükteli, ağdalı, bir yolla eleştirmek, ya da ti’ye almak, ironi bağlantısı kurmak” mizahın kapsam alanında bulunuyor..
Merhum mizahçılarımızdan Levent Kırça, İstanbul’da bir açılışı sunuyor..
Tesadüfen ya, biz de oradayız..
Arkadaşımın ısrarı üzerine, açılışa katıldık..
Bu sıradan, bir işyeri açılışı..
Nasıl olmuşsa, “devrin siyasilerinden, fötr şapkası ile ünlü olduğu kadar, söylemleri de insanımızı düşündüren, hatta güldüren eski başbakan ve cumhurbaşkanlarımızdan Süleyman Demirel”, açılışın baş konuğu..

KIRCA İLE DEMİREL KÜS!
“Ünlü sunucu, tiyatrocu, mizah ustası, yazar Levent Kırca ile Süleyman Demirel arasında bir küslük” var..
Levent Kırca ustamız, hiçbir şey olmamış gibi açılış ile bilgi verdi, programı belirtti ve konuşmaları için merhum başbakanımız, Cumhurbaşkanımız Süleyman Demirel’e kürsüye davet etti..
“Birçok ünlü sözü, kulaklara küpe olduğu kadar”, ülkede polemik konusu yapılan, siyasi tartışmaların odağına çekilen Süleyman Demirel,” Millet ile küskünlük olmaz” diyerek, Levent Kırca üzerinden, mesajını verdi..
Hem, “Levent Kırça’nın gönlünü aldı, hem de kendisine oy vermeyenlere” seslendi..
Bir ara, yanı başımda, Alevi Vakıfları Onursal Başkanı ve önderlerinden Prof. Dr. İzzettin Doğan’ı ayakta gördüm.
Oturduğum yerden kalktım, kendisine yerimi verdim.
Kendisine yer açmam, hoşuna gitti.
Kısa sohbet ettik..
“Hocam sizler bize lazımsınız, millet olarak bizler ayakta durmaya bile razıyız, yeter ki işler düzgün gitsin” demem, daha da hoşuna gitti..
Sohbetimiz, elbette orada kaldı..
Yılını sormayınız, unuttum vallahi!
Milletimiz unutuyor da, biz unutsak ne olur?
Öyle demeyiniz?

ÜÇ MAYMUN?
Memlekette öyle şeyler oluyor ki, gel de görme, duyma ve unut!
Yani, o meşhur “üç maymunu” (Görmedim, duymadım, bilmiyorum)oynayacaklar bile kalmadı desem, yeridir..
Maşallahı var, insanımızın!
Ne çok biliyorlar?
“İtirafnameler, küre-i arza(dünya) kemer” olur!
Bu çağda, “böyle bir mesleğimizde” oldu!
Geleceğimiz, hep aydın olacak ya?
Eskiden bunlara, “ispiyoncu, müzevirci, hokkabaz, yalanca şahit..V.s” denirdi..

FIKRALARI BİLE UNUTTUK?
Bakınız, “ülkede mizahçılar, siyasetçiler, iş insanları, avukatlar, tarikat ehli, başkan, bürokrat, seçilmiş, seçilmemiş..” demeden operasyonlar düzenlenir ya?
Hani, “şaşırmadım” diyen birini bulabilir misiniz?
Haydi, gel sorguya?
“Siyasetçiler, yöneticiler, tarikat ehli, sanatçılar, dernek başkanları sıra, sıra, dizi, dizi”, adliye yolunda!
Kim, tutar bizi?
Sırada, adalet beklentisi!
Ülkede, öyle şeyler oluyor ki, “Nasreddin Hoca, Temel ile Fatma, Hacivat ile Karagöz fıkraları” neredeyse işitilmez oldu.

HA KAYSERİ, HA TARAKLI?
Allah aşkına, Türk Sanat ve Halk Müziği’nin ünlü sesi Mustafa Keser, “bir Kayseri” dedi, ülke ters-yüz oldu!
İyi ki, o müstehcen fıkralarından birini anlatmadı.
Bir de, bizim, Sakaryalı Portre Yazarı, Edebiyatçı, Gazeteci dostumuz Fahri Tuna, ”Taraklı Yalazalar Gecesi” diye bir etkinlik düzenler mi, bilmem?
Artık, “şaka yapmak bile, ülkede tercih” edilmiyor.
Hemen soruşturma, mazeretler ve suç unsurları belli!
Kılileşmiş suçlar kataloğundan, “hakaret, nefret söylemi, halkı ayrıştırma, yanıltma, yalan haber yayma, yolsuzluk, dini aşağılama, irtikap..Vs” birini beğeniniz artık!
Artık, “İstanbul Silivri mi, Sakarya Ferizli mi, Kandıra mı, olmadı Afyon mu”, beğen bakalım bir zindanı?
Nereden, nereye değil mi?

ÜSKÜDAR’A GİDERKEN?
Haydi hayırlısı, otoyolları ve köprüleri de ihale ettik!
Darısı, diğer zenginliklerimizin başına!
Sahi, “şu Üsküdar’da”, neler oluyor?
Neler, olmuyor ki?
Gel de, “gülmeden” anlat?
Düşünmeyi mi?
“Japonlara, Çinlilere değil, uzaylılara bıraktım” artık!
Mizahı, çok severim!..
Zira, “ilkokul sıralarından itibaren Hacivat ve Karagöz tiplemesi ile olayları irdelemek, yaşanılan gerçekleri ti’ye almak, güldürmek, güldürürken düşündürmek” ruhumda var..

HACİVAT İLE KARAGÖZ
Sevgili merhum, okul arkadaşım Salih Yazıcı Karagöz, ben ise Hacivat olup, arkadaşlarımızı güldürürdük..
En çok ta, “Okul Müdürümüz merhum Bilal Bilmiş gülerdi”, ya Allah gani, gani rahmet eylesin!
Akyazı, Alaağaç Köyü’nde Hacivat-Karagöz, yani mizah kol gezerdi..
Şimdi mi?
Mizah tatile çıktı!
Aman, söylemlerinize, yazdıklarınıza dikkat ediniz?
Zira, memleketin bin bir hali var?
Yolda, yürürken bile başınıza bir saksı düşebilir!
Yusuf Cinal yazıyor,7 Eylül 2026