Orta Doğu gibi Türkiye’nin de maruz kaldığı Hollywood sarı filtresini bilirsiniz. Şehirler sarı tonlarla kurak, tehlikeli, fakir ve kasvetli gösterilirdi. Bu filmlerle insanların algısında Orta Doğu ve Türkiye gibi ülkeler gidilmesi riskli gruba girerdi. Bunun yanında Avrupa ve Amerika, mavi ve yeşil tonlarla canlı, yaşanabilir, sofistike ve estetik gösterilirdi.

Son günlerde gündemde, mavi ve yeşil ton algısıyla turistlerin göz bebeği olan Avrupa’nın bazı başkentlerinin, yaşanan kuraklık nedeniyle sarı filtreye ihtiyaç duymadan gerçekten sarıya döndüğü haberlerini görüyorum.

Ve en çok kafa kurcalayan konularda biriyse, yağmur bulutları çalınıyor iddiasıydı. Uzun yıllardır konuşulan yağmur bulutları çalınıyor teorisi, İran ve İsrail savaşının başlamasının ardından, Türkiye’nin yoğun yağışlara ve eski iklimine tekrar kavuşmasıyla yeniden gündeme gelse de hala resmi olarak onaylanmış bir belge yok (CIA belgesi hariç). İklimler işte… değişiyor.

En ağır tabloyu Fransa’da görüyoruz.

Ciddi bir kuraklık krizi yaşayan Fransa’da 1 Ağustos itibarıyla kuruyan dere sayısı yalnızca bir ay içerisinde 554 artarak 1373’e ulaştı. Üstelik ülkenin yüzde 80’inden fazlası kuraklık tehdidiyle karşı karşıya.

Kuraklık şehir değiştiriyor, ülke değiştiriyor ama sonuçları tüm dünyada görülmeye devam ediyor. Örneğin geçtiğimiz yıl Sapanca’da yaşadığımız kuraklık sadece bir şehri etkiliyor gibi görünse de büyük tabloda tarımdan ekosisteme, ekonomiden canlı çeşitliliğine kadar bir çok etken üzerinde olumsuz sonuçlar doğuruyor.

Kuraklığın bir diğer ağır sonucu ise Avrupa’nın en önemli su yolu nehri Ren ve Tuna’da su seviyesinin kritik eşiğin altına inmesi.

1233 kilometrelik Ren Nehri’nde her yıl yaklaşık 285 milyon ton yük taşınırken su seviyesinin çekilmesiyle gemilerin kapasitesi de düşüyor. Daha fazla sefer, yükselen navlun maliyetiyle orantılı olarak yükselen üretim maliyeti derken ekonomide çatlaklar oluşmaya başlıyor.

Tuna Nehri’nde ise tablo değişmiyor.

Taşımacılıkta kritik rolü olan nehir aynı zamanda 3 ülkenin nükleer santrallerini de soğutma görevini üsteniyor. Romanya’da nehir debisinin gerilemesinin ardından Cernavoda Nükleer Santrali’nin çalışmasını sürdürebilmek için nehir yatağına müdahale dahi edildi.

Macaristan’da ise ülkenin elektrik üretiminin %40’ını karşılayan Paks Nükleer Santrali’nde bazı reaktörlerde üretimde azaltılmaya gidildi ve sanayi kuruluşlarından elektrik tüketiminin azaltılması istendi.

Sırbistan’da, hidroelektrik üretimi ve akaryakıt tedariki dahi tehdit altındayken, Ağustos ayında nehir yoluyla taşınması planlanan 39 bin ton dizelin yarısından fazlası için belirsizlik oluştu.

Şimdi düşünün; yakıt taşımanız gerekiyor, su yok, demir yolu pahalı, yakıta zam geldi, yakıt pahalılığı taşımacılığı vurdu, taşımacılık dünya ekonomisini sarstı… şimdilik felaket senaryosu bu kadar ama siz yine de düşünmeyi bırakmayın derim.

Bugün geldiğimiz noktada kuraklık sadece “sularımız akmıyor” değil. Enerji, gıda, elektrik, ekonomi de aynı zamanda. Ne diyelim. Hollywood’a iyi seyirler…