Sevgili okurlar,
Yeni yılın son günlerinde, "özellikle medya dünyasını hareketlendiren haberler, gelişmeler", ister istemez bizleri de yakından ilgilendiriyor..
Öncelikle, "ulusal basının duayenlerinden gazeteci, yazar Fatih Altaylı'nın gözaltına alınıp tutuklanması ve ardından Tele 1 TV'nin kurucu yorumcusu Dr. Merdan Yanardağ'ın gözaltına alınması, sorgulanması ve tutuklanması", bu yıla yazılan tarihi bilgilerden oldu..
Ayrıca, "gazeteci, yazar,yorumcu Levent Gültekin ve bir başka meslektaşımız Barış Terkoğlu ve diğer basın emekçisi yazar ve habercilerin, büyük bir baskı altında görevlerini nasıl yapacağı hususu", siyaseten de cevap bekliyor..
"Halkın, gözül, kulağı, sesi" olan ve "yasalarca çalışma ve meslek koşulları belirlenmiş olan basın emekçilerinin, bu kadar ağır siyasi baskı altında tutulması, elbette bizlere, farklı otoriter rejimleri" hatırlatıyor.
"Otoriter rejimlerde", basın emekçilerinin, nasıl, kim adına, "ne kadar özgürlük içinde çalıştıklarını", bilmeyen mi var!
Anlatması bile zul!
HALKI BİLGİLENDİRMEK?
Türkiye Cumhuriyeti yasaları çerçevesinde görev yapan basın emekçilerinin, "o ateşli İstiklal Mücadelesi yıllarından, bu günlere, meslek itibarlarını, sorumluluklarını getirmesinin mücadelesi", unutulur mu?
"Halkını bilgilendirmek, haberdar etmek gibi ulvi yasal görevlerini yerine getiren, imkansızlıklar içinde, bir de baskılara maruz kalınması, sadece Türkiye'ye has bir durum" değildir!..
Bugün için Türkiye'de; " gazeticilik, yazarlık, habercilik, muhabirlik hangi kıstaslara göre", yapılacaktır ki?
Elbette, bir yasal çerçeve var!..
Meslek etik kuralları var..
Sorumluluk olmazsa, olmazı, bu mesleğin!
BASINI, KİM AYRIŞTIRDI?
Ancak, "Türkiye'deki yeni yapılanma içinde, basının ikiye, üçe ayrıldığı da", bir gerçek!
Bir kesim, yani patronaj bağlamında el değiştiren basın, yayın organları, "artık iktidarın sesi olma", yarışında!..
Halkın bu kesimi ise, "havuz medyası", ya da "yandaş medya" adını verdiği yapılanmayı, bilmeyen yok!
Buradaki yoğunluk, belli!
Karşı tarafta ise, "muhalif medya" yerini aldı..
"Her türlü baskı ve cezaya, kapatmaya, el koymaya rağmen, hala muhalif duruşta direnen basın, yayın organlarında yer alan gazeteciler, görevlerini her şeye rağmen, meslek aşkı ile yapmaya", özen gösteriyorlar..
Bir de," bu iki grupta yer alamayan, hatta sakıncalı bulunan ve kurumundan ayrılmak zorunda kalanların sığındığı "sosyal Medya platformlarında" mesleklerinin gereğini, yerine getirmeye çalışanlar" olduğunu, kabul edelim..
ASIL SEBEP?
İşte, Türkiye gerçeği bu bölünmede yatıyor..
-Bunun asıl sebebi, okurlar mı?
-Ekonomik nedenler mi?
-Teknolojik gelişmeler mi?
Üzülerek ifade edelim ki, bunların hiçbirisi değil..
Düpedüz, bütün bu ayrışmaların nedeni olarak, "siyasetin bilgiye, habere, haberdar etmeye el koymasından, basını yeniden dizayn etmesinden kaynaklandığı" bir gerçek..
Bu gerçekler ışığında, hala bu bölünmeye, bu baskıya direnen meslek örgütleri, gazeteciler, cemiyetler, iş çevreleri yok mu?
Var ama, neyi değiştirebilirler ki?
BASIN, NEFESSİZ Mİ BIRAKILIYOR?
Bakınız, Türkiye Gazeteciler Federasyonu ve Eskişehir Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Yılmaz Karaca'yı, Cumhuriyet Halk Partisi Basından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Burhanettin Bulut ziyaret etti..
Ziyarette Karaca,"Bugün Anadolu’da yerel basın, yalnızca ekonomik zorluklarla değil, siyasi baskılarla, itibarsızlaştırma politikalarıyla ve bilinçli bir yalnızlaştırmayla mücadele ediyor. Anadolu basını göz göre göre nefessiz bırakılıyor. Türkiye’deki yönetim anlayışının, tek sesli hale gelmesi, eleştiriye tahammülün kalmamaması ve bu nedenle basının sistematik biçimde “tekleştirilmesi” bir iddia değil, sahada yaşanan bir gerçekliktir" diyerek, ziyareti çok önemsediklerini söyledi.
Demek ki neymiş?
Dahası da var?
BASIN SUSARSA, ANADOLU SUSAR!
Karaca, muhalefete seslenerek,"İktidarın baskı araçlarına karşı, basının yanında dimdik durulmalıdır.
Nerede durulacağı iyi billinmelidir.
Haddini de…
Çünkü basın susarsa, Anadolu susar!.
Anadolu basını susarsa, demokrasi susar!.
Duracağınız yeri bilin!
Kimsenin oyuncağı olmayın" diyerek, içinde bulunulan durumu özetledi.
Cumhuriyet Halk Partisi Basından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Burhanettin Bulut, "Eskişehir Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Yılmaz Karaca’nın söyledikleri, yalnızca bir cemiyet başkanının sitemi değil, vicdana yapılan bir çağrıdır. Ve biz bu çağrının yanındayız" diyerek, içinde bulunulan duruma çok iyi bildiklerini ve takip ettiklerini" söyledi.
BASIN NEDİR, NE DEĞİLDİR?
Basın, genel olarak kamuoyunu bilgilendirmek, kamuoyu oluşturmak ve toplumsal olayları duyurmak amacıyla bilgi üreten ve yayan tüm kitle iletişim araçları (gazete, dergi, TV, radyo, internet) ve bu işi yapan kişileri ifade eder;..
Medya bağlamında, basın, milletin sesi, toplumu aydınlatan bir güç ve okul olarak görülür.
Bu sesin kesilmesi, felaket olur!
Yusuf Cinal yazıyor, 27 Aralık 2025