Bu ilde yaşayıp da komşu il Kocaeli’ye gıpta etmeyene hiç rastlamadım.

Nasıl olsun ki, ikisi de aynı ülkenin komşu illeri ama sınırı ister otobandan ister E-5’ten isterse köy yollarından geçtiğiniz an sanki başka bir ülkenin bambaşka bir ili ile karşı karşıyasınız.

Bu, sosyal gelişim ve kentleşme başlıkları ile sınırlı değil, deniz turizmi konusunda da böyleyiz.

Benim için kan ağlar mesela, denizden istifade etmek için, deniz turizmine potansiyeli olup bir türlü açığa çıkarılamayan Kaynarca’dan geçerek komşu ilin turizm beldelerine gitmek ölüm gelir bana…

Kaynarca da bir sahil ilçesidir oysa ve turizme kazandırılsa sahil uzunluğu ve güzelliği itibariyle komşularını ikiye katlar.

Lakin un var, şeker var, yağ var ama helva yapamıyoruz olayında olduğu gibi bir ustamız olmamış/çıkmamış bugüne kadar ki yerli turizmciler Kaynarca’dan, Kaynarcalılar iç turizmin getirilerinden mahrum bırakılmışlar ne yazık ki.

Bugüne kadar diyorum, bundan sonra olmayacak manasına gelmesin sakın. Çünkü benim gördüğüm kadarıyla Kaynarca o ihtiyacı olan ustayı bulmuş bile.

Anlatacağım…

Bizim gazetenin geleneksel Soru Yağmuru vardır. Konuk gelir, kahvaltı edilir ve ardından bombardıman başlar.

Bizim ki öyle iktidar tepesindekilerin yandaş medyada ağırlandıkları gibi önceden belirlenen soruların sorulduğu ve hatta yağcı yalaka gazetecilerin yaptığı gibi katılımcı beyefendinin cevaplarının sorulandığı programlara benzemez.

Nitekim hele siyasetçiyse misafirin işi zordur.

Girişi Kaynarca ile yapma sebebim şu ki, son Soru Yağmurunda Kaynarca Belediye Başkanı Murat Kefli’yi masaya yatırdık.

İçime dert olmuş ya, direk turizm konusundan girip, Kaynarca köylülerinin ürettiği ürünlerin pazarlanmasına kadar hepsini sayıp soracağım ama nerde?

Bizim Şadi Tanış’tan bize ancak soruların cevaplandırılmasını dinlemek kaldı.

Neyse, maksat hasıl oldu neticede… Sorular soruldu, cevaplar alındı.

Gördük ki soru sormaya bile gerek yok çünkü Kaynarca öyle bir belediye başkanına kavuşmuş ki; bütün soru ve sorunlara hakim, her sorunun bir karşılığı, çözümü veya çözümün projelendirilmesi var.

Yani bundan böyle Kaynarca potansiyelini açığa çıkarıp değerlendirecek ve artık komşu illere gıpta etmeyeceğiz.

Soru Yağmuru bittiğinde aramızda da hem fikir olduk ki gördüğümüz görebileceğimiz en donanımlı ilçe belediye başkanı ile karşı karşıyaydık.

Şadi Tanış ile sebep tartışmasına bile girdik öyle ya nereden çıktı bu murat Kefli, hamurunda ne var?

Çaktırmadan biyografisine baktım, şöyle yazıyor;

1970 yılında Sakarya’nın Kaynarca ilçesinde doğan Murat Kefli, ilkokulu Turnalı Köyü ilkokulunda bitirdi. 1987 yılında Arifiye Öğretmen Lisesi'nden mezun olan Kefli, İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi'ni bitirdi.

Neymiş? Arifiye Öğretmen Lisesi…

Hamurunda Arifiye Öğretmen lisesi olan kim olursa olsun, siyaseti ideolojisi ne olursa olsun farkını fark ettiriyor. Dolayısıyla başka sebep aramaya gerek yok.

Murat Kefli Başkan ile okuldaş olduğun için ayrı hizmetleri için apayrı gurur duyuyor, yaptıkları ve yapacakları için teşekkür ediyor, önce köy ensitülerini, sonra köy öğretmen okullarını ve en son öğretmen liselerini kapatan arkadaşların yedi ceddini rahmetle anıyorum.


“İDARİ VE MALİ YARGI SİYASETİN KUŞATMASI ALTINDA”

Bizim ülkemizde koltuk işgal edenler, oturdukları zaman farklı kalkıp emekli olduktan sonra farklı konuşurlar.

Bunlardan bir tanesi de ‘yahu görevinin başındayken ne yaptın ki’ diye yakasına sarılmayı arzu ettiğim kişilerin başında gelen Anayasa Mahkemesi eski Başkanı Haşim Kılıç…

Eleştirilerine sonuna kadar katılıyor ama bayram geçtikten sonra kınayı nerene yakarsan babından kınama hakkımı da kullanarak paylaşıyorum;

“12 Eylül 2010 yılında yapılan Anayasa değişikliğiyle Türkiye siyasal ve sosyal yönden en ciddi makas değişikliğini yaşamıştır. Asker ve yargı kuşatmasından yorgun düşmüş bir toplumun çağdaş ve demokratik bir dünyada yaşama rüyası yapılan bu değişiklikle gerçek olacaktı. Ne yazık ki bu rüya fazla uzun sürmedi.

Daha sonra terör örgütüne dönüşecek olan bir cemaatin başta yargı organları olmak üzere devlet kurumlarını işgali ile karşı karşıya kaldık. Bu işgal, özellikle 15 Temmuz 2016’dan sonra, tavizsiz bir temizlik hareketiyle ortadan kaldırıldı. Ancak, yargının tarafsızlık sorunu ortadan hiçbir zaman kaldırılamadı. Siyasi iktidar ayrımı yapmadan söylüyorum. Siyasi davalarda siyaset kurumları kendi unsurlarının lehine sonuçlanması için ahlaki, insani ve evrensel tüm kuralları yok sayabiliyor. Karar veren hakim gerici-ihanet-hain-uşak ve örgüt üyesi gibi ithamların korkusuyla bazen vicdanla bağlantısını kesmek zorunda kalıyor. Hatırlayın, Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde toplantı nisabının 367 olması gerektiği yolundaki düşünce AYM’ ne taşındığında dönemin ana muhalefet partisinin genel başkanı “istedikleri gibi karar çıkmaması halinde ülkede kan çıkar” diye adeta yargıyı tehdit etmiştir. Yine AYM’nin internet kanallarının kapatılması hakkında verdiği iptal kararlarına karşı, iktidarın insaf sınırlarını aşan tepkisi hukuk tarihinde yerini almıştır.

Bugün sistem değişikliği sonunda yargının karşı karşıya kaldığı yeri savunmak mümkün değil. Güçler birliğini yaşadığımız bir dönemde adli, idari ve mali yargının siyasi kuşatma sonunda işlevsiz hale düşürüldüğü açıktır.”